Her kelimenin bir hikayesi var: kalem

İlk yazma araçlarından biri kamıştı. Kalem yapılacak kamış kuruması ve pişmesi için hayvan gübresi içinde 4-5 ay bekletilirdi. Ucu uygun bir biçimde kesilen kamış, mürekkebe batırılır sonra da yazılırdı. Osmanlı döneminde bu nedenle kamış adı kullanılmaktaydı.

Kalem, kalomos kelimesiyle dilimize girmiştir. Kalomos Yunanca’da kamış anlamına gelmektedir.

Hırıstiyanlığın yaygınlaşmasıyla beraber yazmak için kamış yerine tüy kullanılmaya başlandı. Tüy kalem yapımı için tüm kuşların tüyleri uygun olsa da  genellikle kaz, kuğu, karga ve hindi tüyü tercih ediliyordu. Tüy kalem yaklaşık 1300 yıl boyunca bir yazma aracı olarak kullanıldı.

Osmanlı döneminde katiplerin çalıştığı ve yazı işlerinin görüldüğü devlet dairesine kalem denmekteydi. Kalemde çalışan memura da “kalem efendisi” denilirdi. Kalemler birçok gencin eğitim gördüğü bir okul görevini de yerine getirmiştir. Çoğu bilim adamı ve sanatçı kalemlerden yetişmiştir.

Çocuklar onlu yaşlarının başlarında kaleme kabul edilirdi. Kaleme giren çocuk çıraklık dönemini bitirinceye kadar para almazdı ve mutlaka Arapça ya da Farsça dillerinden birini öğrenirdi. Kaleme giren çocuğa karakterine, şekline, şemaline göre bir takma isim verilirdi. Takma isim bir kere verildikten sonra çocuğun kendi ismi  bir daha kullanılmazdı. Osmanlı döneminin birçok önemli devlet adamının ismi de kalemde konulmuş isimlerdir.

Bu yazı 2005 yılında Halk’a ve Olaylara Tercüman Gazetesi’nde yayımlandı.

 

 

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın