<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Barış Özkök</title>
	<atom:link href="http://www.barisozkok.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.barisozkok.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 31 Dec 2009 08:48:01 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>31 Aralık’ta neyi kutluyoruz?</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=285</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=285#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 08:18:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Neler Oluyor Hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[Yayımlanmış Yazılarımdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[“Noel Yortusu” adı verilen ve Hz. İsa’nın doğumu anısına 25 Aralık’ta gerçekleştirilen kutlamalar tamamen dinsel bir bayramdır. 1 Ocak’taki yılbaşı kutlamaları ise evrensel kültürün bir parçasıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Noel Yortusu” adı verilen ve Hz. İsa’nın doğumu anısına 25 Aralık’ta gerçekleştirilen kutlamalar tamamen dinsel bir bayramdır. 1 Ocak’taki yılbaşı kutlamaları ise evrensel kültürün bir parçasıdır.</strong></p>
<p>Eskiden baharın başlaması, yeni yıl başlangıcı olarak kabul edilirdi. Yeni yılın gelmesi şenliklerle kutlanırdı. Takvim başlangıcı 1 Mart’tı. Takvim sisteminin değişmesiyle yeni yılın başlangıcı 1 Ocak oldu ve yeni yıl kutlamalarının zamanı değişti.</p>
<p>“Christmas” kelimesi &#8220;Christ&#8217;s Mass&#8221; (Mesih’in ekmek ve şarap ayini) kelimelerinden ortaya çıkmıştır. Christmas (Noel), Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğumunu kutlamasıdır. Çoğu tarihçi ilk kutlamanın 336’da Roma’da yapıldığını kabul eder. Noel, Hz. İsa’nın doğum günü kabul edilen 25 Aralık’ta başlayıp 6 Ocak’a kadar sürer. Katolik inanışına göre 6 Ocak Hz. İsa’nın vaftiz edildiği gündür.</p>
<p>25 Aralık’ın Hz. İsa’nın gerçek doğum günü olup olmadığını kimse bilmiyor. Fakat eskiden Roma’da kış gündönümünde “Natalis Solis Invincti” (Yenilmez Güneş Tanrısı’nın Doğumgünü) kutlanıyordu. 336’da Hırıstiyan liderler bu popüler pagan bayramını gölgede bırakmak için 25 Aralık’ı Hıristiyan alemi için özel bir gün yapmaya karar verdiler. Böylece Hz. İsa’nın doğumgünü 25 Aralık olarak kabul edildi.</p>
<p><strong>Pataralı Aziz Nicholas</strong></p>
<p>Aziz Nicholas, Patara’da (Günümüzde Antalya sınırları içindedir) doğmuş bir din adamıdır. Gençliğinde Filistin’e ve Mısır’a giden Nicholas, Likya’ya dönünce Demre&#8217;deki Myra&#8217;nın başpiskoposu olmuş; ölünce de  Myra’daki kilisesine gömülmüş. 1087’de İtalyan denizciler Nicholas’ın kilisesini yağmalamış ve onun kemikleri dahil alabildikleri herşeyi İtalya’da Bari’ye götürmüşler. Zamanla Avrupa’da insanların Aziz Nicholas’a olan ilgisi artmış. Bari de Hıristiyanlar için önemli ziyaret yerlerinden bir haline gelmiş.</p>
<p>Aziz Nicholas’ın yaptığı iyilikler, onu bir efsane haline getirmiş. Efsane, 17. yüzyılda Hollandalı göçmenlerle New Amsterdam’daki (New York) Amerikan kolonilerine ulaşmış. Hollandalıların efsanesinde Aziz Nicholas’ın adı “Sinterklaas”mış. Sinterklaas, “Santa Claus” olarak İngilizce’ye adapte edilmiş (bizdeki adı ise Noel Baba). Efsanede Sinteerklaas yaramaz çocukları cezalandırıp, uslu çocukları da hediyeler veren bir büyücüymüş.</p>
<p><strong>Tanrı’nın ağacı köknar</strong></p>
<p>Bizim “yılbaşı ağacı” dediğimiz “Noel ağacı”nın geçmişi 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Almanya’ya gelen bir keşiş, burada Hıristiyanlıkla ilgili birçok faydalı çalışmalar yapar. Efsaneye göre ilk noel ağacını da o yapar. Keşiş, süslemek için köknar ağacını seçer. Çünkü ona göre köknarın üçgen biçimi Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’u temsil etmektedir. Keşişten etkilen insanlar, köknarı “Tanrı’nın ağacı” olarak görmeye başlar.<!--column-->12. yüzyıldan itibaren Noellerde köknar ağaçları Hırıstiyanlığın sembolü olarak Avrupa’da yaygın bir şekilde kullanılmaya başlar. Sonraları bu gelenek Pensilvanyalı göçmenlerle Amerika’ya ulaşır.</p>
<p>Başka bir efsane de başka bir geleneğin doğmasına yol açar. Üç fakir kız, kuruması için çoraplarını ateşin kenarına asarlar. Aziz Nicholas da kızların çoraplarına altın para bırakır. Böylece Noellerde evlerde büyük boy dekorafif çorap asma geleneği orta çıkar. Bu gelenek uzun süre çorabın içine maddi değeri fazla olmayan hediyeler konarak sürdürülmüş. Fakat 1950’lerden itibaren pahalı hediyeler alınmaya başlanmış.</p>
<p><strong>Noel Baba’nın görünümü</strong></p>
<p>Noel baba deyince aklımıza kırmızı giysili, ak sakallı tonton bir ihtiyar gelir. Tabii evlerin bacalarından çocuklara bıraktığı hediyeleri, geyiklerin çektiği kızağını da unutmamak gerek. Aslında bunların tümü 1822’de Clement Moore’un yazdığı şiirin bir gazetede yayımlanmasıyla ortaya çıktı. Bu şiirde Noel Baba’nın semboleri haline gelen her şey vardı: kızak, geyikler, evlerin bacaları ve oyuncak torbası&#8230;</p>
<p><a href="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/12/Haddon_Sundblom_001.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-289" title="Haddon_Sundblom_001" src="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/12/Haddon_Sundblom_001-228x300.jpg" alt="" width="228" height="300" /></a></p>
<p>1863 &#8211; 1886 arasında, Harper’s Weekly dergisinde, Thomas Nast’ın yaptığı resimler yayımlandı. Böylece Noel Baba’yla ilgili pek çok şey ortaya çıkmış oldu: Noel Baba’nın atölyesi, çocukların ona yazdığı mektupları okuması, hediye verilecek çocukların listesini yapması&#8230; Coca-Cola da Noel Baba’nın görünümünün oluşmasında önemli bir rol oynadı. Haddon Sundblom’un yaptığı resimler 1931 &#8211; 1964 arasında bu markanın reklamlarında kullanıldı. Fakat Santa Claus’un giydiği kırmızı ve beyaz kostüm gerçek Aziz Nicholas’tan gelmiştir. Bunlar piskoposların geleneksel cüppelerinin renkleriydi.</p>
<p>Miladi takvimden önce ülkemizde “yılbaşı eğlencesi” diye bir şey yoktu. “Sâl-i Cedid” (yeni yıl) güzel temennilerle karşılıklı olarak tebrik edilirdi. Başkaca bir özelliği olmadığı için de diğer günler gibi sessiz sedasız geçerdi. Ülkemizde çok fazla bir geçmişi olmayan yeni yıl kutlamalarından birini daha bu gece yaşayacağız. Yeni yılın hepimize sağlık ve mutluluk getirmesini dilerim.</p>
<p><em>(Bu yazı Ocak 2008&#8242;de Akşam Gazetesi&#8217;nin Pazar ilavesi Brunch&#8217;ta yayımlanmıştır.)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=285</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük tavşan resimleri</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=280</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=280#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 14:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Web sitesi tanıtımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=280</guid>
		<description><![CDATA[İşte yine ilginç bir site: Daily bunny yani günlük tavşan. Bu sitede sadece tavşan fotoğrafları yayımlanıyor. Site sahibi, &#8220;tavşan resimlerimiz günlüktür&#8221; diye bir garanti de vermiş zaten! Merak ediyorsanız, http://dailybunny.org/ adresinden siteyi ziyaret edebilirsiniz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşte yine ilginç bir site: Daily bunny yani günlük tavşan. Bu sitede sadece tavşan fotoğrafları yayımlanıyor. Site sahibi, &#8220;tavşan resimlerimiz günlüktür&#8221; diye bir garanti de vermiş zaten! Merak ediyorsanız, <a href="http://dailybunny.org/">http://dailybunny.org/</a> adresinden siteyi ziyaret edebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=280</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Malazgirt&#8217;ten Dumlupınar&#8217;a &#8211; FAQ</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=273</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=273#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 13:34:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[Çoğu yabancı Web sitesinde FAQ (Sıkça Sorulan Sorular) diye bir bölüm olur. Ona benzer bir şeyi ben de yapmaya karar verdim. İşte Malazgirt&#8217;ten Dumlupınar&#8217;a kitabı ve bazı genel konular hakkındaki  sorulara kitabın iki yazarı olarak (Rüknü Özkök ve M. Barış Özkök) verdiğimiz cevaplar&#8230;
 
Tarih nedir? Tarih, olmuş bitmiş olaylarla ilgiliyse bir kere yazılmış olması yetmez mi, niye yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çoğu yabancı Web sitesinde FAQ (Sıkça Sorulan Sorular) diye bir bölüm olur. Ona benzer bir şeyi ben de yapmaya karar verdim. İşte Malazgirt&#8217;ten Dumlupınar&#8217;a kitabı ve bazı genel konular hakkındaki  sorulara kitabın iki yazarı olarak (Rüknü Özkök ve M. Barış Özkök) verdiğimiz cevaplar&#8230;</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Tarih nedir? Tarih, olmuş bitmiş olaylarla ilgiliyse bir kere yazılmış olması yetmez mi, niye yeni kitaplar yayımlanıyor?</strong></p>
<p>Tarih, bir toplumun belleğidir&#8230; Tarihini bilmeyen toplum da hafızasını yitirmiş bir insan gibidir. İnsanın kendi kişisel geçmişine bakışı zamanla nasıl değişebiliyorsa, tarihe bakışımız da değişir. Kötü bir deneyimi zamanla iyi bir ders olarak görebiliriz. Önceden büyük bir başarı olarak değerlendirilen bir olay, zaman içinde olumsuz görünmeye başlayabilir. Önceleri önemsemediğimiz bir şey ise, başka etmenlerle birleşince çok önemli bir hale gelebilir. Yani yaşanıp bittiğini düşündüğümüz herşey, aslında yeni anlamlar kazanarak varolmaya devam ederler. Tarih de böyledir. Sabit değildir. Geçmiş olaylar sürekli olarak farklı açılardan yorumlanır. Yeni sorular sorulur, yeni kaynaklar aranır ve tarihi belgelerden yeni anlamlar çıkartılır. Farklı bakış açılarıyla yeniden ele alınır. Böylece tarih hakkında bildiklerimiz ve inandıklarımız sürekli değişir.</p>
<p><strong>Tarihi bilmek niçin önemli?</strong></p>
<p>Bugünü değerlendirmek için öncelikle tarihi iyi bilmemiz gerekiyor. Çünkü ülkemizde ve dünyada meydana gelen toplumsal olayların hemen hepsinin aslında geçmişten gelen bir hikayesi var. Hiçbir olay durduk yerde ortaya çıkmıyor. Hepsinin başka olaylarla bağlantısı var. Slogan gibi bazı basmakalıp düşünceler bize dayatılıyorsa, bunun doğru mu yanlış mı olduğuna biz karar verebilmeliyiz. Bunu yapabilmek için de tarihimizi iyi bilmemiz gerekiyor. Biz de bu amaçla kitabımızı toplumsal tarih bilincinin oluşmasına elimizden geldiğince bir katkı sağlayabilmek için hazırladık.</p>
<p><strong>Türk okuyucusu tarihe ilgi duyuyor mu?</strong></p>
<p>Türk okuru tarihe ilgi duyuyor. Özellikle de kendi tarihini öğrenmek istiyor. Fakat merakını giderecek, ona genel bir tarih bilgisini verecek kitap bulamıyor. Piyasada çok özenli hazırlanmış birçok tarih kitabı var. Fakat bunlar çoğunlukla tarihin belirli bir dönemini ele alıyor. Genel bir tarih bilgisi edinmek isteyen okur birçok kitap okumak zorunda kalıyor. Birinden Selçukluları, birinden Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu, bir diğerinden Fetret Devrini, başka kitaptan da II. Meşrutiyeti okuması gerekiyor. Türk tarihinin tümünü içeren kitaplar da var. Fakat bunlar çoğunlukla, ansiklopedik formatta yazılmışlar; oturup okunmaktan çok, başvuru kitabı niteliği taşıyorlar.<br />
Tarih denilince çoğu insanın aklına sıkıcı, kalın kitaplar gelir.</p>
<p><strong>Malazgirt’ten Dumlupınar’a da böyle bir kitap mı?</strong></p>
<p>Biz insanların evde, tatilde, yolculukta roman gibi rahatlıkla okuyabileceğiniz bir tarih kitabı yazmak istedik. Sık sık çeşitli anekdotlara yer verdik. Bunların kitapta bulunmasının tek amacı okuyucunun eğlenmesi değil. Bu hikayeler bazı olayların ve kişilerin daha iyi anlaşılabilmesi açısından çok önemli. Örneğin II. Mahmut’un, Mısır Valisi Mehmet Ali’yi yenebilmek için Ruslardan yardım isterken söylediği “denize düşen yılana sarılır” sözü, herhalde onun içinde bulunduğu çıkmazı en güzel anlatacak cümledir.</p>
<p><strong>Kitap hangi dönemleri kapsıyor?</strong></p>
<p>Anadolu Türklerinin tarihini yazarken ilk başta 937 yıllık bir dönemi ele almayı düşünüyorduk. Fakat bu şekilde yazacağımız bir kitap oldukça uzun olacaktı. Kısaltmak için de ya birçok anekdota yer vermeyecektik &#8211; bu da çalışmamızı bir ders kitabı havasına sokacaktı &#8211; ya da birçok konuyu çok yüzeysel bir biçimde anlatacaktık. Bu iki yöntem de içimize sinmedi. Biz de Anadolu Türk tarihini iki kitap halinde işlemeye karar verdik.<br />
Malazgirt’ten Dumlupınar’a isimli bu ilk kitap, Türk tarihinin en büyük komutanlarından Alp Arslan&#8217;ın Bizans&#8217;a karşı kazandığı zaferle başlıyor. Malazgirt Zaferi, Anadolu kapılarını Türklere tamamen açmıştır. Bu zaferden dokuz asır sonra Anadolu&#8217;da Bizans&#8217;ı yeniden canlandırmak isteyen Batılı emperyalist devletlere karşı Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşımızı yaptık. Kitabımız, bu savaşın son aşaması olan Dumlupınar Meydan Savaşı ile bitiyor.</p>
<p>Dumlupınar Meydan Savaşı, tarihi boyunca bağımsız yaşamış Türk ulusunun, bağımsızlığını korumak için yapmak zorunda kaldığı onurlu direnişinin simgesidir. Memleketini işgal eden düşman kuvvetlerini denize döken Türk ulusu, yeryüzünün ¾&#8217;üne hakim olan Avrupa emperyalizmine karşı açtığı Kurtuluş Savaşı&#8217;nın silahlı bölümünü Dumlupınar zaferiyle sonuçlandırmıştır. Anadolu Türk tarihinin dönüm noktaları olan Malazgirt ve Dumlupınar zaferlerini kitabımızın başlangıç ve bitiş noktaları olarak aldık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=273</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Malazgirt&#8217;ten Dumlupınar&#8217;a</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=262</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=262#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 18:27:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[22 Kasım 2009 Pazar günü Akşam Gazetesi'nin Pazar ilavesinde Malazgirt'ten Dumlupınar'a kitabı tanıtıldı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>22 Kasım 2009, Pazar tarihinde Akşam Gazetesi&#8217;nin Pazar ilavesinde Eyüp Tatlıpınar imzalı yazıda Malazgirt&#8217;ten Dumlupınar&#8217;a kitabı tanıtıldı.</strong></p>
<p>Aşağıda, Akşam Pazar&#8217;daki yazının kitapla ilgili bölümünü aktarıyorum. <a href="http://www.aksam.com.tr/2009/11/22/haber/pazar/444/albenili_bir_hikaye_olarak_tarih.html">Yazının tamamını Akşam Web sitesinden okuyabilirsiniz</a>.</p>
<p><a href="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/Picture-053.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-271" title="Picture 053" src="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/Picture-053.jpg" alt="Picture 053" width="630" height="253" /></a></p>
<p><strong>Türklerin Anadolu maceraları</strong></p>
<p>Malazgirt Meydan Savaşı&#8217;yla başlayan Türklerin Anadolu&#8217;daki &#8216;maceralarının&#8217; büyük kısmı, &#8216;32 kısım tekmili birden&#8217; bir kitabın konusu oldu. Bugüne kadar daha çok ayrı bölümlerde okumaya alıştığımız, tamamını ancak hacimli kitaplarda, ansiklopedilerde görebildiğimiz bu macerayı konu edinen kitabın adı: &#8216;Malazgirt&#8217;ten Dumlupınar&#8217;a&#8217;.</p>
<p>Anadolu Selçuklu Devleti ile kuruluşundan yıkılışına kadar Osmanlı&#8217;yı kapsayan ve 1922&#8242;deki, yeni bir devletin kuruluşuna işaret eden Dumlupınar Meydan Savaşı&#8217;yla noktalanan kitabın yazarı baba-oğul Rüknü Özkök ve Mustafa Barış Özkök.</p>
<p>İz TV&#8217;de halen &#8216;Ömür Biter İstanbul Bitmez&#8217; programı yayınlanan Rüknü Özkök İstanbul Üniversitesi&#8217;nde tarih okumuş, öğretmenliğe başladığı yıllarda mesleki eğitim için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Fransa&#8217;ya gönderilmiş, Kabataş, Beyoğlu Anadolu gibi liselerde öğretmenlik yaptığı sıralarda bölgesinde &#8216;en iyi öğretmen&#8217; ödülü almış tarih meraklısı bir isim. Oğlu Barış Özkök ise Hürriyet, Tercüman gibi gazetelerde tarih konulu köşe yazıları kaleme almış bir gazeteci.</p>
<p>İkili, Doğan Kitap&#8217;tan çıkan eseri, &#8216;biz insanların evde, tatilde, yolculukta roman gibi rahatlıkla okuyabilecekleri bir tarih kitabı yazmak istedik, bunu yaparken sık sık çeşitli anekdotlara yer verdik&#8217; sözleriyle anlatıyorlar. Tarihin, hayatın öğretmeni olduğunu düşünüyorlar. Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti üst başlıklarının altında uzun bir dönemi, iz bırakan olaylara ve kişilere odaklanarak renkli bir tarzla aktarmışlar; Oğuz Türküleri&#8217;nden İstanbul&#8217;un fethine, Kılıç Arslan ve Haçlı Seferleri&#8217;nden Islahat Fermanı&#8217;na, Kanuni Sultan Süleyman&#8217;dan Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e&#8230;</p>
<p>&#8216;Tarih, olup bitmiş olaylarla ilgiliyse bir kere yazılmış olması yetmez mi, neden bir daha yazıyorsunuz&#8217; sorusunu, tarihle kişisel geçmiş arasında bağ kurarak cevaplıyorlar; &#8216;İnsanın kendi kişisel geçmişine bakışı zamanla nasıl değişebiliyorsa, tarihe bakışımız da değişir. İnsan kötü bir deneyimi zamanla iyi bir ders olarak görebilir. Önceden büyük bir başarı olarak değerlendirilen bir olay, zaman içinde olumsuz görünmeye başlayabilir. Önceleri önemsemediğimiz bir şey ise, başka etmenlerle birleşince çok önemli bir hale gelebilir. Yani yaşanıp bittiğini düşündüğümüz her şey, aslında yeni anlamlar kazanarak var olmaya devam ederler. Tarih de böyledir.&#8217;</p>
<p><a href="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/gazeteden.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-267" title="gazeteden" src="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/gazeteden.jpg" alt="gazeteden" width="630" height="463" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=262</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıradan eşyaların gizli dünyası</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=254</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=254#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 13:21:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=254</guid>
		<description><![CDATA[Terry Border 2007'de bir site yapmaya başladı: "Bent Objects". Yani kıvrılmış, bükülmüş objeler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Terry Border 2007&#8242;de bir site yapmaya başladı: &#8220;Bent Objects&#8221;. Yani kıvrılmış, bükülmüş objeler. Terry&#8217;nin böyle bir site yapmasının sebebi ise onun ataşlar kullanarak yaptığı bibloları sergilemek istemesi. Geçtiğimiz günlerde Terry bir kitap da yayımladı: &#8220;Kıvrılmış objeler: Günlük eşyaların gizli dünyası&#8221;. Bu kitap henüz Türkiye&#8217;de yayımlanmadı. Ama merak ediyorsanız, kitabın örnek sayfalarına <a href="http://www.amazon.com/gp/product/0762435623?ie=UTF8&amp;tag=neatorama-20&amp;linkCode=as2&amp;camp=1789&amp;creative=390957&amp;creativeASIN=0762435623">Amazon sitesinden bakabilirsiniz. </a></p>
<p>Aşağıda Terry&#8217;nin çalışmalarından bazılarını görebilirsiniz:</p>
<p><a href="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/bent-object-book.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-256" title="bent-object-book" src="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/bent-object-book.jpg" alt="bent-object-book" width="500" height="401" /></a></p>
<p><a href="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/bent-object-mr-kiwi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-257" title="bent-object-mr-kiwi" src="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/11/bent-object-mr-kiwi.jpg" alt="bent-object-mr-kiwi" width="500" height="333" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=254</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat Serenadı</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=247</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=247#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 09:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün ölüm yıldönümü]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Serenadı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk, yaveri Salih Bozok’a yazdığı mektupta bir Fransız şairinden alıntı yapar: “Hayat kısadır, biraz hayal, biraz aşk ve sonra Allahaısmarladık.”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atatürk, yaveri Salih Bozok’a yazdığı mektupta bir Fransız şairinden alıntı yapar: “Hayat kısadır, biraz hayal, biraz aşk ve sonra Allahaısmarladık.”</strong></p>
<p>Filozoflar genellikle soruları cevaplamazlar. Bunun yerine onları analiz ederler. Çok sevilen bazı sorular vardır. Bunlardan biri de “Hayatın anlamı nedir?” sorusudur. Acaba bunun gerçekten bir cevabı var mıdır? Birçok insan hayatı kendi dünya görüşüne göre tanımlamıştır. Karl Marx “Hayat çalışmaktır” der. Henry Ford da onun gibi düşünür. Liza Minelli, “hayat bir kaberedir” der.</p>
<p>Seneca “hayat bir oyundur, önemli olan ne kadar sürdüğü değil, oyundaki performansınızdır” der. Peki ne tarz bir oyundur bu? Cevabını Jean de La Bruyere verir: “hissedenler için bir trajedi, düşünenler içinse bir komedi”.</p>
<p>Atatürk ise hayata bakışını anlatmak için bir Fransız şairinden alıntı yapıyor. Yaveri Salih Bozok’a gönderdiği bir mektupta Atatürk şunları yazıyor:</p>
<blockquote><p>Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor:</p>
<p><em>Hayat kısadır<br />
</em><em>Biraz hayal,<br />
</em><em>Biraz aşk<br />
</em><em>Ve sonra Allahaısmarladık.</em></p>
<p>Diğeri de</p>
<p><em>Hayat boştur.<br />
</em><em>Biraz kin,<br />
</em><em>Biraz ümit<br />
</em><em>Ve sonra Allahaısmarladık.</em></p>
<p>Salih bunları ezberle ve sen hayatı nasıl anladınsa ona göre bunlardan birini benimse.”</p></blockquote>
<p>Atatürk’ün gerçekleştirdiklerini düşününce, 57 yıllık hayatının tüm bunları yapabilmek için çok kısa olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. O’nun en büyük aşkı yüce Türk milletiydi. O, bu milletin hakkettiği yere gelebilmesi için hayal kurmuş, bunları gerçekleştirmiş ve sonra da  Allahaısmarladık demişti.</p>
<p>Ölümünün 71. yılında Atatürk’ü saygıyla anıyoruz.</p>
<p><strong>11 Kasım 2007&#8242;de Akşam Gazetesi&#8217;nin ilavesi Brunch&#8217;ta yayımlanan yazımdan&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=247</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu, nedir bu?</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=241</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=241#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 14:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Web sitesi tanıtımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=241</guid>
		<description><![CDATA["Bu nedir?" ya da İngilizce adıyla "What is it?" aslında küçük bir bulmaca blog'u sayılabilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bu nedir?&#8221; ya da İngilizce adıyla &#8220;What is it?&#8221;,aslında küçük bir bulmaca blog&#8217;u sayılabilir.</p>
<p>Sitenin sahibi enteresan aletleri toplamaya meraklı bir koleksiyoncu. Birkaç yıl önce topladığı bu ıvır zıvırın fotoğraflarını çekip bir Web sitesinde yayımlamaya karar vermiş ve <a href="http://55tools.blogspot.com/">http://55tools.blogspot.com/</a> &#8217;u oluşturmuş. Sitede çoğu kendi koleksiyonunda yer alan bir sürü aletin fotoğraflarını yayımlıyor ve ziyaretçilerden bu aletlerin ne işe yaradıklarını tahmin etmelerini istiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=241</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Caferağa Medresesi</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=231</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=231#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 20:47:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ruknu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul üzerine birçok çalışması olan tarihçi Rüknü Özkök, "Caferağa Medresesi"ni anlatıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Caferağa Medresesi, efsunlu İstanbul&#8217;un gizemli köşelerinden birindedir. Ayasofya&#8217;nın sol tarafında Alemdar Caddesi görülür. Bu cadde eskiden merasim yolu olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde tramvay yolu olarak kullanılan Alemdar Caddesi&#8217;nin Gülhane Parkı yakınlarında sağ tarafta büyük, yüksek bir duvar dikkati çeker. Duvarın yol üzerindeki bölümünde turistik eşyalar satan dükkanlar sıralanmıştır. Bu yüksek duvarların üst katında ise Caferağa Medresesi bulunmaktadır. Tramvay yolu ile Ayasofya arasında oldukça dar bir yol bulunmaktadır. Cafer Ağa Medresesi&#8217;nin giriş kapısı bu yoldadır. Yol üzerinde günün her saatinde, yılın her gününde İstanbul&#8217;u ziyarete gelen dolaşmaktadır. Soğukçeşme yokuşuna kadar uzanan yolun sol tarafında çok dar bir ara sokaktan ilerleyip Ceferağa Medresesi&#8217;ne ulaşılır. Medreseye, Mimar Sinan&#8217;ın elinin değdiği hemen belli olmaktadır. Zaten güzelliğin nedenini ziyaretçilere peşin olarak haber vermek için olsa gerek avluya girişte Mimar Sinan&#8217;ın büstü bizleri karşılar.</p>
<p>Medreseler çoğunlukla camilerin yanında ve cami ile birlikte yapılmışlardır. Caferağa Medresesi, 1559 yılında bağımsız medrese olarak yapılmış. Medrese odalarının ortasında küçük bir avlu bulunmaktadır. Bu odalarda eskiden eğitim yapılmaktaydı. 1989 tarihinde medrese, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından yeniden düzenlenmiş. Şimdi medrese hücrelerinde Osmanlı kültürünün güzel örnekleri uzmanlar tarafından gönüllülere öğretilmektedir. Tezhip, ebru, takı, sedef kakma, hat vb konularında devamlı olarak çalışmalar yapılmaktadır. Usta öğreticiler gözetiminde yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan eserler sembolik ücretlerle gelenlere satılmaktadır. Medrese avlusunda büyük mermer bir dolap bulunmaktadır. Suların, yiyeceklerin soğuk olarak saklanması için kullanılan mermer dolap çok ilgi çekicidir.</p>
<p>Medreseye girişin sağ tarafında asıl derslerin verildiği büyük bir mekan bulunmaktadır. Bu dershanenin kapısı üzerinde ve kapının yanlarında kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabelerden birini yakından tanımaya çalışalım.</p>
<p>Kitabeden elde edilecek ilk dikkati çeken bilgi şudur. Ayasofya adı Bizans&#8217;tan kalmıştır. Osmanlılar bu konuda taassup göstermemişler ve Ayasofya&#8217;nın adını değiştirmeden Ayasofya Camii Kebiri olarak kullanmışlardır. Kitabeden çıkarılacak bir önemli bilgi de burada eğitim gören öğrencilerin giderlerini karşılamak için bağışların yapılışıdır. Öğrencilerin gece dolaşmaları, okuma, araştırma yapabilmeleri için ışığa ihtiyaç vardır. Elektriğin bulunmadığı dönemlerde yağ kandillerinden yararlanılırdı. Medrese öğrencilerinin yağ alabilmeleri için onlara bağış yapılmasıyla ilgili bilgiler 1846 (1263) tarihli kitabede şöyle duyurulmuştur.<br />
<!--column--></p>
<blockquote><p>&#8230;Büyük Ayasofya Camii Şerifi yakınında bulunan Soğuk Kuyu Medresesinde bulunan talebei ulum için zeytinyağı bedeli olmak üzere adı geçen baltacılar vakfına 4000 kuruş her kişesi 5&#8242;er kuruş itibarıyla 40 kuruş aylık, adı geçen vakfın mütevellisi tarafından hediye edilerek ne kadar zeytinyağı eder ise adı geçen talebei uluma taksim edilmesi ve vakfedenin hayır dua ile yad edilmesi cümleninin malumu ola&#8230;</p></blockquote>
<p>Öğrencilere zeytinyağı almaları için bağışta bulunulmasının ne kadar önemli olduğunu anlamak için o günlerdeki bir gelişmeyi hatırlayabiliriz.</p>
<p>II. Mahmut devrinde Osmanlı Devleti çok önemli sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Yunan ayaklanmasına destek vermek üzere Rusya ile çok üzücü sonuçları olan bir savaş başladı. Balkanlarda devam eden savaşlarda Rus orduları Edirne önüne kadar ilerlediler. Savaşlar devamle derken, 1828 yılında Fatih&#8217;te medrese öğrencileri bir bakkaldan iki mum satın almak isterler. Bakkal, &#8220;Eşkıya, Rumeli&#8217;de yolları kesti. İstanbul&#8217;a uzun zamandır yağ ve mum gelmiyor. Bir taneden fazla mum veremem&#8221; diye öğrencilerin isteklerini yerine getirmez. İmtihan zamanı olduğunu söyleyen öğrenciler iki tane mum almak için ısrar ederler. Çıkan kargaşa sonunda öğrenciler bakkalı döverler. Diğer medrese öğrencileri de kavgaya katılır. Öğrenciler aralarına aldıkları bakkalı adamakıllı döverler. Zamanın Şeyhülislamı Zeynelabidin Efendi bakkalı döven 50 kadar medrese öğrencisini sürgün eder. Böylece öğrencilerin disiplinsiz davranışlarını önleyeceğini düşünür. Fakat Şeyhülislamın aldığı bu tedbir medreselerde daha büyük karışıklığın çıkmasına neden olur. Medreselerdeki öğrenciler arasında &#8220;Arkadaşlarımız sürgüne gönderilmedi. Çuvallara konup denize atıldı&#8221; diye bir söylenti yayılır. Öğrenciler çıkarılan söylentilerden etkilenir. İstanbul&#8217;da bulunan bütün medreselerdeki öğrenciler dersleri boykot ederler. Cami avlularını dolduran öğrenciler şeyhülislam aleyhinde gösteri yaparlar. Şeyhülislam bu olaylar karşısında geri adım atar ve sürgüne gönderdiği öğrencilerin İstanbul&#8217;a geri gelmesine izin verir. Şeyhülislamın kararlı davranmaması, verdiği karardan vazgeçmesi II.Mahmut&#8217;u kızdırır. II.Mahmut, Şeyhülislamı azleder.</p>
<p>Şeyhülislamların azledilmesinin duyurulma şekli ilginçtir. Meşihat Dairesi&#8217;nin, kapısında asılı bir fener bulunurdu. Bu fenerin söndürülmesi şeyhülislamın azledildiğinin göstergesi sayılırdı. II.Mahmut&#8217;un azlettiği Şeyhülislam Zeynelabidin, padişahın emri üzerine makamını terk eder. Meşihat Dairesi&#8217;nden ayrılırken fenerin yanmadığını görünce de &#8220;Talebenin mumu, bizim feneri söndürdü&#8221; demiştir.</p>
<p><strong><em>Bu yazı Rüknü Özkök tarafından yazılmıştır. (Ekim 2009)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=231</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara İtilafnamesi</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=226</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=226#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 08:29:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[88 yıl önce bugün (20 Ekim 1921) TBBM, Fransa ile Ankara Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşma ile milli emellerimiz, ilk defa olarak bir Batı Devleti tarafından tanınmış oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>88 yıl önce bugün (20 Ekim 1921) TBBM, Fransa ile Ankara Antlaşması&#8217;nı imzaladı. Bu antlaşma ile milli emellerimiz, ilk defa olarak bir Batı Devleti tarafından tanınmış oldu.</strong></p>
<p>“Diplomatik zaferler askeri zaferleri izler&#8221;. Bu kuralın Milli Mücadele sırasındaki somut örneklerinden biri, <strong>20 Ekim 1921</strong>’de TBMM’nin Fransa ile imzaladığı Ankara itilafnamesidir (antlaşma).</p>
<p>Bu antlaşmaya yol açan olayları şöyle özetleyebiliriz. Mondros Mütarekesinden sonra Adana ve çevresi Fransızlar tarafından işgal edildi. Daha sonra İngiltere ve Fransa arasında yapılan antlaşma ile Antep, Urfa ve Maraş İngilizler tarafından Fransa’ya bırakıldı. Fransa Ermenilerle işbirliği yaptı ve dışarıdan Ermeni göçmenler getirerek zorla Türk köylerine yerleştirildi. Bunun üzerine Türk halkı oluşturduğu silahlı güçlerle direniş göstermeye başladı. Böylece Fransa bu bölgelerde kalamayacağını anladı.</p>
<p>Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarının kazanılması, Rusya ile Moskova Antlaşmasının yapılması ve Güney Cephesinde &#8220;Kuvayı Milliye”nin gösterdiği şanlı direniş üzerine Fransız Hükümeti, eski bakanlardan Franklin Bouillion&#8217;u Sakarya Savaşı öncesinde Ankara&#8217;ya yolladı. Franklin Bouillion ile görüşmeleri bizzat Mustafa Kemal yaptı. Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ile Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa&#8217;da zaman zaman bu görüşmelere katıldı.</p>
<p>Mustafa Kemal “Misak-ı Milli” çerçevesi dışında bir antlaşma yapılamayacağını söylüyordu. Fakat Bouillion, Sevr Antlaşması çerçevesinde bir Antlaşma yapmak istiyordu. Ancak Mustafa Kemal, kesin tavrını ortaya koydu. Osmanlı Devletinin yerine yeni bir devletin kurulduğunu, bu devletin tam bağımsız olmayı hedeflediğini ve buna uygun olmayan herhangi bir barış antlaşmasını kabul etmeyeceğini belirtti.</p>
<p>Nitekim Mustafa Kemal, Büyük Nutukta bu konuda şöyle demektedir; “Franklin Bouillion ile günlerce konuştuk. Fakat, Fransa hükümeti ile Türk Milli Hükümeti arasında kesin anlaşma kararını tespit edebilmek için biraz daha zaman geçmesi zaruri oldu. Neye intizar olunuyordu (bekleniyordu)? İhtimal ki Türk Milli varlığının, Birinci ve İkinci İnönü zaferlerinden sonra daha büyücek bir eserle teyid edilmiş olmasına&#8230;” Gerçekten Franklin Bouillion’un kesin karara vararak imza ettiği Ankara Antlaşması, Sakarya Zaferinden tam 37 gün sonra, 20 Ekim 1921&#8242;de vücut bulmuş bir vesikadır.</p>
<p>Bu antlaşma ile siyasi, askeri, iktisadi ve diğer hususlarda egemenliğimizden hiçbir şey feda etmeksizin, vatanımızın kıymetli parçalarını işgalden kurtarmış olduk. Bu antlaşma ile milli emellerimiz, ilk defa olarak bir Batı Devleti tarafından tanınmış oldu.</p>
<p>13 Maddelik bu antlaşma ile, İtilaf Devletleri arasında bölünme olmuş, Güney sınırlarındaki savaş sona ermiş, bu bölgedeki güçler Batı cephesine kaydırılarak, bu cephe kuvvetlendirilmiş, Fransa çekilirken de bir çok silah ve cephanesini Türklere bırakmıştır.</p>
<p>(Bu yazı <strong>İsmet Giritli</strong>&#8216;nin <strong>Kısa Türk Devrim Tarihi</strong> isimli kitabından özetlenerek alınmıştır.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=226</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey</title>
		<link>http://www.barisozkok.com/?p=213</link>
		<comments>http://www.barisozkok.com/?p=213#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 21:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Neler Oluyor Hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.barisozkok.com/?p=213</guid>
		<description><![CDATA[İtilaf Devletleri’nin baskısı nedeniyle İstanbul Hükümeti Kemal Bey’i feda etmişti. Fakat TBMM Kemal Bey’i unutmadı ve onu ‘millî şehit’ ilân etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>I. Dünya Savaşı devam ederken Ekim &#8211; Kasım 1914’te Rus kuvvetleri Doğu Bayezit ve Erzurum tarafından Osmanlı topraklarına girdiler. Durumdan faydalanan Osmanlı tebaasındaki Ermeniler isyan çıkardılar. İlk isyan Maraş’taki Zeytun kasabasında (günümüzdeki adıyla ‘Süleymanlı’) oldu.</p>
<p>Çanakkale Savaşları devam ederken Osmanlı ordusunu iki ateş arasında bırakacak şekilde Anadolu’da yer yer ayaklanmaların çıkması üzerine Tehcir Kanunu (Sevkiyat Kanunu) çıkarıldı. Bu kanuna göre askeri yetkililer hükümet emirlerine uymayan, memleketin savunmasını tehlikeye düşüren ve asayişin bozulmasında etkili olanları başka yerlere sürebilecekti. Bu kanun önceleri İzmir, Bursa, Kayseri gibi şehirlerde uygulanmadı. Fakat Çanakkale Savaşları nedeniyle İtilaf Devletleri’nin donanması boğazlara saldırınca buralardaki Ermeniler arasında da ayaklanmalar görüldü. Bu nedenle buralardaki bazı Ermeniler de başka yerlere gönderildi.</p>
<p>Tehcir Kanunu çıktıktan sonra 24 Mayıs 1915 tarihinde İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükümeti’ne nota verdiler. Bu notada, Ermenilere karşı kötü davranıldığını söylediler. Osmanlı yöneticileri notaya verdikleri cevapta tehcirin yalnızca isyan eden Ermenilere uygulandığını bildirdi. Güvenliği tehdit etmeyenler hakkında hiç bir uygulamanın olmadığı özellikle belirtildi.</p>
<p><a href="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/10/Mehmet_Kemal_Bey.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-219" title="Mehmet_Kemal_Bey" src="http://www.barisozkok.com/wp-content/uploads/2009/10/Mehmet_Kemal_Bey.jpg" alt="Mehmet_Kemal_Bey" width="411" height="640" /></a></p>
<p>2 Eylül 1915 tarihinde bazı Ermeni kuvvetleri Yozgat’ın Boğazlıyan İlçesi’ne bağlı Türk köylerini ateşe verdiler. Üzerlerine gönderilen jandarmalarla çatışmaya girdiler. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’e İçişleri Bakanlığı bir emir yolladı. Emirde “İlçenizde bulunan bütün Ermeniler 24 saat içinde yola çıkarılacaklar ve Suriye istikametine gönderilecektir.” deniyordu. Emri alan Kemal Bey Jandarma Komutanı ile kendisine verilen emri yerine getirdi.</p>
<p>I. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti ve Müttefiklerinin mağlubiyetiyle sonuçlandı. Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi’ni imzaladı. Osmanlı orduları terhis edildi. Silahları elinden alındı. İstanbul Hükümeti aciz davranıyor ve İtilaf Devletleri’nin merhametinden yararlanmaya çalışıyordu.<br />
<!--column--><br />
Ermeniler, Osmanlı yöneticilerinin zaafından da yararlanarak zor durumda olduklarını ileri sürdüler. Ermenileri sürgüne gönderen yöneticilerin cezalandırılmasını istediler. Anadolu’daki bütün olayların sorumlusu olarak gösterilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Divanı Harp’te yargılandı. İtilaf Devletleri’nin baskısı ile acımasız kararlar veren mahkeme 8 Nisan 1919 tarihinde Kemal Bey’i idama mahkum etti. 9 Nisan 1919 günü imzalaması için idam kararı Padişaha gönderildi. Halkın Kemal Bey’i desteklediğini, haksızlığa karşı çıkacağını düşünen padişah idam kararına Şeyhülislam tarafından fetva verilmesini istedi. Şeyhülislam böyle haksız bir karara fetva vermeyi zorlukla kabul etti. Hükümetin kararı onaylaması, padişahın imzalaması ve şeyhülislamın fetva vermesi üzerine Kemal Bey’in idamına karar verildi.</p>
<p>İnfaz, 10 Nisan 1919’da İstanbul Beyazıt Meydanı’nda gerçekleşti. İdam sehpasına metanetle gelen 35 yaşındaki genç kaymakam çevrede bulunanlara</p>
<blockquote><p>Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim&#8230; Sizlere yemin ederim ki, ben masumum&#8230; Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet&#8230; Asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin&#8230; Yaşasın Millet&#8230;</p></blockquote>
<p>diye seslendi. Ardından üzerinde durduğu iskemleyi kendi ayağıyla itti.</p>
<p>Kemal Bey’in tabutu Kadıköy’e getirildi. Kadıköy karakolunun önünden geçerken karakoldaki subay ve erler heyecanlanmış ve gözyaşlarıyla bayrağı yarıya indirmişlerdi. Kadıköy halkı da Kemal Bey’in tabutunun peşinden yürüyerek gömüldüğü yer olan Kuşdili Çayırı’na kadar gitmişlerdi.</p>
<p>İtilaf Devletleri’nin baskısı nedeniyle İstanbul Hükümeti Kemal Bey’i feda etmişti. Fakat Anadolu’nun kurtuluşu için mücadele eden TBMM Kemal Bey’i unutmadı ve onu ‘millî şehit’ ilân etti.</p>
<p>Bu olayın ardından Kemal Bey’in babası Arif Bey, Mustafa Kemal’i makamında ziyaret etti. Mustafa Kemal, Arif Bey’e Kemal Bey’in çocukların evlat edinmek istediğini söyledi. Arif Bey ise, “Onlar bana oğlumun bediasıdır. Müsaade edin, bende kalsınlar. Nafakalarını karşılamanız yeterlidir.” cevabını verdi. Böylece TBMM’de kanun çıkarıldı ve Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve tüm çocuklara maaş bağlandı.</p>
<p><em><strong>Kaynakça:</strong> Hüsamettin Ertürk, “İki Devrin Perde Arkası”; Tevfik Bıyıklıoğlu “Atatürk Anadolu&#8217;da”; Selahattin Tansel, “Mondros&#8217;tan Mudanya&#8217;ya Kadar”; Boğazlıyan Kaymakamlığı Web Sitesi; Aksiyon Dergisi, 14 Kasım 2005 sayısı</em></p>
<p><strong>Bu yazı 21 Ekim 2007 tarihinde Akşam Gazetesi&#8217;nin Pazar dergisi Brunch&#8217;ta yayımlandı.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.barisozkok.com/?feed=rss2&amp;p=213</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
