Bir Şirketi Hayriye Vardı…

1851’de kurulan Şirket-i Hayriye, 15 Kasım 1945’te hükümet tarafından satın alındı. Şirket-i Hayriye, Osmanlı Devleti’nde kurulmuş ilk anonim şirketti.

Latince’de ‘vapor’ buhar anlamına gelir. Bu kelime İtalyanca’ya vapore olarak girmiştir. İtalyanlar Venedik kanallarında kullanılan gemilere buharla çalıştıkları için vapore kelimesinden türettikleri vaporetto adını vermişlerdi. Bu kelime kısalarak Fransızca’ya vapeur, Türkçe’ye de vapur olarak girmiştir.

2001’de 69 yaşında vefat eden, gazetemizin eski yazarlarından İslam Çupi, 1940’lardaki vapur yolcuları hakkında şunları yazmıştı:

O zamanlar vapur kalabalıkları birbirine aşina bir yolculuk yapar, ama geminin kıçaltı ve üstünde ekstra ayrı para verilip oturulan lüks mevkiler, sanki koltukları numaralanmışçasına saatleri ve sahipleri değişmezdi, hiç…

İstanbul’un o zamanlar süper zenginleri olan kuru kahveci Mehmet Efendi, Vitol’ler, Ali Muhittin Hacıbekir ve Arşimidis de seyahat ederdi o vapurla, bedavacılığı bir orta okul hüneri haline getirmiş benim gibi gençliği büyümemiş küçükler de…

Şirket-i Hayriye

1900’lerin başında Kadıköy İskelesi

“Şirket-i Hayriye” 1851’de devrin devlet adamlarından Tarihçi Cevdet Efendi ve Keçecizade doktor Fuat İzzet Bey’in girişimleriyle kuruldu. Resmi kuruluş işlemlerinin ardından, Londra’dan sekiz tane buharla işleyen gemi getirtilmişti. Bunlar yandan çarklı idi. Gemiler, 1853 yılında memleketimize gelmişlerdi.

Türkiye’nin İngiltere’den satın aldığı ilk buharlı geminin adı Swift’ti. Swift, ünlü İrlandalı yazar Jonathan Swift’in soyadıydı.

1851’de kurulan Şirket-i Hayriye, 15 Kasım1945’te hükümet tarafından satın alınıp Şehir Hatları’na devredilinceye kadar İstanbul ve Boğaziçi arasında vapurlarla yolcu taşımacılığı yaptı. Şirket-i Hayriye, Osmanlı Devleti’nde kurulmuş ilk anonim şirketti.

Şirket-i Hayriye’nin kuruluşundan sonra kayıkçıların işleri bozulmuştu. Bu yüzden vapurları taşlamaya ve binenleri de tehdit etmeye başlamışlardı. Fakat halkın vapurlara olan ilgisi karşısında kayıkçılar eylemlerini sona erdirmek zorunda kalmışlardı.

Haçı çalan köpek

Şirketin kaptanları, bütün Boğaz halkının tanıdığı ve sevip saydığı simalar arasına girmişti. Ancak bunlar arasından birkaçı diğerlerinin arasından sıyrılmıştı. Bu kaptanların başlıcaları Macaroviç, George, Şeref ve Ömer Kaptanlardı.

1960’ların sonlarına doğru Kadıköy İskelesi

Macaroviç, 1870’ten 1905 yılına kadar aralıksız 35 yıl kaptanlık yapmıştı. Sakalı ve favorileri yüzünden “Sakallı Kaptan” diye de anılan Macaroviç seferlerinde seter cinsi kocaman köpeğini yanından hiç ayırmazdı.

Bir gün Arnavutköy’ün eski iskelesi civarında Ortodokslar’ın haçı suya atma töreni yapılırken, Kaptan Macaroviç de vapuruyla iskeleye yanaşır. Etraf hınca hınç kalabalıktır. Papaz haçı suya atar atmaz etraftaki kayıklarda bulunanlar haçı almak için denize atlarlar.  Bunu gören Kaptan Macaroviç’in köpeği de kendisini denize atar. Haçı, dindar Rumlar’dan önce ağzına alıp karaya çıkar ve koşmaya başlar. Köpek, peşine kalabalık ve öfkeli Rum grubunu takarak uzun bir süre kaçar. Fakat en sonunda onu kovalayanlardan ürkerek haçı bırakıp ortadan kaybolur. Olaydan sonra Macaroviç, öfkeli halkın kendisine herhangi bir zarar vereceğinden korktuğu için haftalarca vapurda yatar.

Şirket-i Hayriye’nin meşhurlarından olan George kaptan dikkatiyle ün salmıştı. Meslek hayatı süresince hiç kaza yapmayan George kaptanın vapurunu son derece dikkatli yönettiği, denizin üstünde bir martı görse ona göre manevra yaptığı söylenir.

Yukarıda saydığım isimlerden Ömer Kaptan’ın özelliği de ilk Müslüman kaptan olmasıdır.

Boğaziçi halkının çok sevdiği bir zat olan Şeref Kaptan’ın, vapuru geçerken, semt halkı ve çocuklar, kendisine sevgi gösterisinde bulunur, o da onlara düdük çalarak cevap verirdi. Şeref kaptanın çok sevilmesinin bir sebebi de nüktedanlığı idi. Özel gezintilerde şirkete koşulan başlıca şart, gezilecek vapurun “Şeref’in vapuru” olmasıydı. Rivayete göre Şeref kaptan, vapurla geçerken, yalılardan kendisine uzatılan tepsilerden kahveyi alır, içer, bazan da uzatılan baklavaları yermiş.

İDO’lu günler

Şirket-i Hayriye, 1945’te Şehir Hatları’na devredildikten sonra İstanbul’un deniz ulaşımı, 1987 yılına kadar büyük ölçüde Türkiye Deniz İşletmeleri Şehir Hatları İşletmesi tarafından sağlandı. 1987’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından İstanbul Ulaşım ve Ticaret A.Ş. kurularak deniz ulaşımını sağlayan ikinci bir kuruluş ortaya çıktı. 1988’de  ünvan değişikliği yapılan işletme,  İDO – İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret  A.Ş. adını aldı. Mart 2005’te TDİ’ye bağlı Şehirhatları, İstanbul Deniz Otobüsleri’ne devredildi. Böylece İstanbul’da deniz ulaşımından sorumlu tek otorite İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı oldu.

Barış Özkök’ün bu yazısı 25 Kasım 2007 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın