Bizim “Karayip Korsanları”

200 yıl önce İstanbul sokaklarında, giyim kuşamlarıyla, Kaptan Jack Sparrow’a benzeyen gençler dolaşıyordu. Bu tamamen bir moda akımının sonucuydu. Fakat gençlerin aşırı ilgisi nedeniyle bu moda yaklaşık 20 yıl sürdü.

Başrollerini Johnny Depp, Orlando Bloom ve Keira Knightley’in oynadığı “Karayip Korsanları” serisinin son filmini geçtiğimiz yıl seyretmiştik. Johnny Deep, başarıyla canlandırdığı “Kaptan Jack Sparrow” karakteriyle tüm sinemaseverlerin takdirini kazanmıştı. Karayip Korsanlarının en renkli karakteri olan Kaptan Jack Sparrow, davranışlarıyla olduğu ilginç kıyafetiyle de ilgi çekmişti.

Günümüzden 200 yıl kadar önce İstanbul sokaklarında, giyim kuşamlarıyla, Kaptan Jack Sparrow’u aratmayacak gençler dolaşıyordu. Aslında bunlar tamamen bir moda akımının sonucu ortaya çıkmıştı. Fakat gençlerin büyük ilgi göstermesi nedeniyle bu moda 20 yıl kadar sürdü. Yalnız erkekler arasında yayılan bu modaya  “Cezayir Kesimi”, o kılıkta dolaşan gençlere de “Cezayir Kesimliler” denildi. Burada kesim kelimesi moda anlamında kullanılmıştır; Acem kesimi ya da Frenk kesiminde olduğu gibi…

Cezayir Kesimliler

Cezayir kesimliler

Cezayir Kesimliler 1805’te ortaya çıktılar. 1826’da II. Sultan Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdığı Vak’a-i Hayriye’den sonra da ortadan kayboldular. Bu gençlerin giydiği kıyafetlerin esin kaynağı Cezayirli denizcilerdi. Bu nedenle İstanbul halkı da bu modaya “Cezayir Kesimi” adını vermişti. Cezayir Kesimliler o devrin marjinal gençleridir.

Başlarına sarık, bellerine de kuşak olarak kıymetli bir Hind veya İran şalı sararlardı. Bel şallan gayet uzun olur, bir ucu yerde, yürürken topuklara sürünerek giderdi. Bazı aşırı bıçkınlar gömlek de giymezlerdi. Bunlar önü açık, altı gayet kısa bir cepken giyerlerdi. (Cepken, kolları yırtmaçlı ve uzun, kısa, yakasız üst giysisidir.) Altta, cepkenin kumaşından kısa bir diz çakşırı bulunurdu.  (Çakşır, paça bölümü diz üstünde kalan bir tür erkek şalvarıdır). Bunlar öyle kısaydılar ki,  paçaları diz kapağının bir karış üstünde kalırdı.

Göğsü kıllı olanlar, o kılları ustura ile tıraş ederler, göğsün tam ortasında sekiz, on telden bir tutam kıl bırakırlardı. Bunlara da birer küçük inci geçirip düğümlerler, kılın birine de bir mavi boncuk bağlarlardı. Mavi boncuklu bu acayip püsküle de “Sîne Perçemi”  derlerdi.

Ayaklarına yaz ve kış asla çorap giymezlerdi. Yazın sokakta daltaban çıplak ayakla dolaşmak o modanın makbul davranışlarındandı. Ayakkabı giyenler de kendilerine özgü bir yemeni giyerlerdi. (Yemeni kelimesi burada bir tür hafif ve kaba ayakkabı anlamında kullanılıyor.) Cezayir kesimliler giydikleri bu ayakkabıya “Galata Yemenisi” adını vermişlerdi. Bu yemeninin özelliği, arka kısmının gayet kısa olmasıydı. Böylece topuk hemen olduğu gibi görünürdü. Ön üst kısmı da gayet dar idi.

Bu bıçkın, serseri kılığı, istanbul gençlerini öylesine sarmıştı ki; bu moda, orta tabaka şöyle dursun, en kibar, en asil ailelerin çocuklarını da cezbetmişti. Peşlerinde lalalar, uşaklar dolaştırılan nice beyzâdeler, paşazadeler, bu kılıkta istanbul sokaklarında yalın ayak, baldırı çıplak gezmişlerdi.

İsmail Bey’in verdiği ders

Alemdar Mustafa Paşa ile beraber İstanbul’a gelen Rumeli ayanından Serezli İsmail Bey, İstanbul’u görsünler diye 16 ile 18 yaşlarındaki iki oğlunu da alıp getirmişti. İstanbul’da kısa bir zaman kalacakları için Çırpıcı çayırında askerlerinin ordugâhında çadırda oturuyorlardı. Her gün iki küçük delikanlıyı, yanlarında akıllı uslu birkaç adamı ile şehri gezip görmeye gönderiyordu.

Serezli İsmail Bey’in oğulları da, birçok genç gibi Cezayir Kesiminin cazibesine kapıldılar ve bir terziye Cezayir Kesimi cepken ve çakşır sipariş ettiler.  Ünlü bir yemeniciye de birer çift Galata Yemenisi ısmarladılar. Yanlarındaki adamlar bunu İsmail Bey’e haber verdi. İsmail Bey bu heveslerinden dolayı oğullarına çok kızdı. Fakat onları cezalandırıp, o kılıkta gezmelerini engellemek istemedi. İsmail Bey kızgın bir baba gibi değil, usta bir mürebbî gibi hareket etmeyi tercih etti. Öncelikle siparişleri alan terzi ile yemeniciye haber yolladı, “Çocukların istediklerini benden haber almadıkça vermesinler, yetişmedi desinler, yoksa onları dükkânlarının kapısına asar, dükkânı da leşlerinin üstüne yıkarım!…” diye bir tehdit savurdu. Sonra kendi kapısında seyis, aşçı yamağı, uşak, hammal, ayak takımı, soytarı, dalkavuk ne kadar adam varsa hepsine hazır aldırttığı Cezayir Kesimi giysiler giydirtti. Bunu gören beyzâdeler de sipariş ettikleri giysileri ve yemenileri aldırtıp giymekten vazgeçtiler.

Kaynak: Hayat Tarih Mecmuası’nın Temmuz 1970 sayısında yer alan Hüsnü Kınaydı’nın  yazısı.

Barış Özkök’ün bu yazısı 30 Mart 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın