Dört asır önce bazı ressamlar, resimlerini yaparken ünlü bilim adamı Kepler tarafından geliştirilen bir cihazı kullanılıyorlardı. Bu belki de teknolojinin resim sanatıyla ilk buluşmasıydı.

camera-obscura

Latince’de “kamera” “oda”, “obscura” da “karanlık” anlamlarına gelir. Güneşli bir günde, üzerinde minicik bir deliği olan bir odaya girdiğinizde, deliğin karşısındaki duvar yüzeyinde bir görüntünün oluştuğunu görebilirsiniz. Bu, aslında basit bir fizik kuralına dayanır: Doğru boyunca yol alan ışık ışınları, çok küçük bir delikten saçılmaksızın geçebilirler. Bu ışık ışınları deliğe paralel tutulan bir yüzey üzerine düşürüldüklerinde yansıtıcı cismin ters bir görüntüsü elde edilir.

Camera obscura adını, 1571-1630 yılları arasında yaşamış, modern bilimin öncülerinden Johannes Kepler bulmuş. 1620’lerde Johannes Kepler taşınabilir bir camera obscura yapınca, çizimlerin de yardımıyla kısa sürede farklı biçim ve şekillerde çok sayıda camera obscura üretilmiş. Bunlar o dönemlerin sanatçı ya da amatör ressamlarınca pek çok alanda yardımcı araç olarak kullanılmış.

 

Bu  yazı Mayıs 2013’te Vatan Gazetesi’nde yayımlandı.

Doğan Kitap ve İnkılap Yayınevi tarafından üç kitabı yayımlandı. Eğlenceli Türk Tarihi isimli kitabı üç baskı yaptı. Akşam, Tercüman, Vatan ve Posta gazetelerinde yazar olarak çalıştı.

0 yorum yapılmış

Bu yazı için bir yorum yapın

Bu yazı hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Aşağıdaki formu kullanarak düşüncelerinizi diğer ziyaretçilerle paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir