Çılgın Değil; Uçan Türkler!

Bu hafta Orville Wright’ın ölümünün 60. yıldönümü. Orville, Wright kardeşlerden küçük olanıdır; havacılık tarihine geçmiş bir insan olarak dünyaca tanınır. Fakat uçan ilk insanların çoğu Wright Kardeşlerin tersine pek de tanınmazlar.

Orville Wright

Sadece 12 saniye sürmüştü. Fakat bu 12 saniye tarihi değiştirmişti. 17 Aralık 1903’te Orville ve Wilbur Wright isimli iki kardeş ilk uçak uçuşunu gerçekleştirdi. Küçük yaşlardan itibaren iki kardeş de mekanik şeylere ilgi duyuyordu. Mühendislik ve matematik alanlarında kendi kendilerini eğitmişlerdi. 1892’te Ohio’da bir bisikletçi dükkanı açan kardeşlerin en büyük  hayali uçan bir makina yapmaktı.

Wright kardeşler 1902’de bir planör yaptılar. Kanat uzunluğu 10 metre olan bu planörle yaptıkları denemeler başarılı oldu. Bunun üzerine motor gücüyle giden bir uçak yapmaya karar verdiler. Böylece 340 kilo ağırlığındaki uçaklarını yaptılar. 17 Aralık 1903’te Orville bu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdi ve havada 12 saniye kaldı.

Yaptıkları uçağı sürekli geliştiren Wright kardeşler 1909’da artık 32 km uçabiliyorlardı. Aynı yıl Wright isimli bir şirket de kurdular. Fakat 3 yıl sonra Wilbur tifodan öldü. 1915’te Orville şirketi sattı ve tüm zamanını araştırma yaparak geçirmeye başladı. Orville Wright 30 Ocak 1948’de 76 yaşında Ohio’da öldü. Bu hafta onun ölümünün 60. yıldönümü. Orville Wright’ın evi, günümüzde turistlerin uğraklarından biri. Fakat günümüzden yaklaşık 380 yıl önce bu topraklarda kendi imkanlarıyla uçmayı başaran iki insan, yaşadıkları dönemde önce takdir edilmiş sonra da cezalandırılmıştı.

Hezarfen Ahmed Çelebi

Onyedinci yüzyılın ortalarında bir gün, İstanbul’un en fakir semtinden en zenginine kadar herkesin dilinde tek bir konu vardı. O da Hezarfen Ahmed Çelebi’nin kanat takarak Okmeydanı’nda uçmuş olmasıydı. Herkes onun yapacağı ikinci denemeyi izlemek için sabırsızlanıyordu. Bu sefer Ahmed Çelebi Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kadar Boğaz’ı havadan uçarak geçecekti.

İstanbul halkı Hazerfen adına yabancı değildi. Hazerfen birçok bilimde geniş bilgiye sahipti. Her şeyden anlıyor, her şeye aklı eriyordu. Evinde sabahlara kadar akıl almaz işlerle uğraştığı komşuları tarafından anlatılmaktaydı.

Beklenen gün geldi. İstanbullular çoluk, çocuk, genç, ihtiyar Üsküdar ve Galata sırtlarını doldurdular. Bir çokları onun uçamadan, kulenin dibine düşüp öleceğine inanıyordu. Çelebi sonunda kulenin tepesinde göründü. Herkes nefesini tutmuş onu seyrediyordu. Birkaç dakika sonra Çelebi kendini boşluğa bırakıverdi. Halk onun havada süzülmeye başladığını görünce büyük bir şaşkınlığa uğradı. Ahmed Çelebi kendi yaptığı kanatları açıp kapayarak kendini rüzgâra bırakmış, gidiyordu. Bir süre sonra Galata sırtlarını geride bıraktı.

Aynı anda Sarayburnu’nda Sinanpaşa köşkünde IV. Sultan Murad da Hazerfen’in Boğazı aşıp, Üsküdar sırtlarına uçuşunu seyrediyordu. Çelebi gözden kaybolunca IV. Sultan Murad “Çelebi’yi tez zamanda bulup huzura getiresiniz” emrini verdi.

Sürgüne götüren uçuş

Dünya tarihindeki ilk uçan adamlardan biri olan Hezarfen Ahmed Çelebi, kendisinden asırlarca önce yaşamış diğer bir Türk bilginini, İsmail Cevheri’yi örnek almıştı. Türkistan’ın  Farâb  şehrinde  doğan  İsmail Cevheri, “Sıhah” adlı bir kamus (sözlük) hazırlamıştı. Büyük değer taşıyan bu sözlük Türkçe’ye de çevrilmiş ve ilk basılan kitap olarak “Vankulu”  lügatı adıyla yayımlanmıştır. İlmî çalışmalarının yanı sıra Cevheri, bir insanın uçup uçamayacağını, uzun etüdlerden sonra bizzat denemek istemiş; ancak bu, onun ölümüyle sonuçlanmıştır. Bazı kaynaklar ise bunun tamamen söylenti olduğunu ve İsmail Cevheri’nin böyle bir deneme sırasında değil, eceliyle öldüğünü yazar.

Elimizde Hezarfen Ahmed Çelebi hakkında fazla bir bilgi yoktur. Bilinenler sadece IV. Sultan Murad devrinde yaşadığı ve halk arasında “Hezarfen” (çok bilgili) adıyla tanındığıdır. Padişah tarafından önce takdir edilen Çelebi, sonra da Cezayir’e sürgün edilmiş ve orada ölmüştür.

Hezarfen Ahmed Çelebi’yle aynı dönemde yaşamış olan Lagari Hasan da kendi tasarladığı bir roketle uçmayı başarmıştı. Lagari Hasan, kendi icadı olan 64 kg.’lık barut ile çalışan, yedi kollu roketle  Sarayburnu açıklarında göğe yükselmiş ve yine  kendi yaptığı ilkel paraşütle denize inmeyi başarmıştı. Padişahın huzuruna getirilmiş ve yetmiş akçe aylık ile sipahi yazılmıştır. Sonra Kırım’a Selamet Giray Han’ın emrine verilmiş ve orada ölmüştür.

Kaynaklar: Hayat Tarih Mecmuası’nın Ocak 1967 sayısı, Hava Harp Okulu’nun Web sitesi, NASA Web sitesi.

Barış Özkök’ün bu yazısı 3 Şubat 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın