Dünyanın en güzel şehirlerinden biri: İstanbul

Amerikalıların dünyaca ünlü “Travel + Leisure” dergisinin bu yıl yaptığı ankette İstanbul, dünyada en beğenilen 10 şehirden biri seçildi.

Bakırköy kıyıları

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul hakkında bu sayfada daha önce birçok yazı yazdım. Mayıs’ın son haftasında da İstanbul’un fethini anlatmıştım. Bu yazıda ise İstanbul’un kuruluşundan söz edeceğim.

Çeşitli kaynaklarda, İstanbul’un M.Ö. 657’de kurulduğu yazar. Megaralılar yeni bir şehir kurmak isterler. Şehrin yerini seçmek üzere bir kâhine başvururlar. Kâhin, onlara “Bu şehri körler memleketinin karşısında kurun” der. Kuzeye doğru hareket eden Megaralılar, sonunda günümüzde Topkapı sarayının bulunduğu yere gelirler. Karşı yakada kendilerinden önce Kalkedonyalıların kurmuş oldukları Kadıköy’ü görürler. Megaralılar, bulundukları yerin güzelliğine o kadar hayran olmuşlardır ki, Kalkedonyalıların şehirlerini burada kurmadıklarına şaşırırlar. Bu yüzden de onların kör olduğuna karar verirler. Kadıköy’ün de kâhinin bahsettiği körler memleketi olduğuna inanırlar. Topkapı sarayının bulunduğu tepe üzerinde, kurmak istedikleri şehrin temelini atarak ona, krallarının adını verirler: Byzas (Bizans).

İlk kurulduğunda bir köy olan Bizans, geçen yıllar içinde ancak bir kasaba haline gelebilmiş, bir türlü şehirleşememişti. Bizans’ı bu halden kurtarıp ona önemli mevkiini sağlayan kişi, İmparator Büyük Constantin’dir.

Büyük Constantin, 306’da Roma imparatoru oldu. Constantin, Roma’dan uzaklaşmak ve imparatorluk merkezini başka bir şehre taşımak istiyordu. Bunda Katolik kilisesinin de etkisi vardı. Çünkü Kilise’nin Roma’da gittikçe nüfuz kazanması, imparatoru gölgede bırakıyordu. İstanbul, 324 tarihinde Constantin’in eline geçmişti. Constantin burada imparatorluk merkezi olabilecek özellikleri buldu. Unkapanı’ndan Samatya’ya kadar surlar yaptırarak Bizans’ın sahasını genişletti. Şehirde saraylar, kiliseler, hamamlar, çeşmeler kurdurdu. Birçok güzel eserler ve heykeller getirterek bunlarla şehri süsledi.  Kısa zamanda büyük bir şehir halini alan Bizans’a “Constantinopolis” (Konstantin şehri) adı verildi.

Evliya Çelebi’nin anlattığı efsane

Cankurtaran kıyıları

İstanbul’un kuruluşunu Evliya Çelebi farklı bir şekilde yazmıştır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinin birinci cildinde anlattığı efsaneyi kısaca aktarıyorum:

Hazreti Süleyman, Ferendûz adasının kralı Saydun’a bir türlü söz geçiremiyormuş. Bu duruma fena halde canı sıkılan Hazreti Süleyman bir gün askerleriyle ve hayvanlarıyla Saydun’un üzerine yürümüş  ve onun topraklarını ele geçirmiş. Saydun’u da öldürmüş. Saydun’un çok güzel bir kızı varmış. Hazreti Süleyman bu kızı savaş armağanı olarak alıp, onunla evlenmiş. Hazreti Süleyman, Saydun’un kızıyla evlenince onu Rumeli’ye götürmüş. Fakat kız daima ağlıyormuş. Hazreti Süleyman niçin durmadan ağladığını sorunca;  kız şu cevabı vermiş: “Ya Eminullah, burada benim için yüksek bir saray yaptır, ömrümün geri kalan kısmını bu sarayda dua ve ibadetle geçireyim, sarayda bir de babamın resmi bulunsun, onu gördükçe gözlerimden yaş akmayacaktır.”

Kızın niyeti aslında babasının resmine tapmakmış. Bunu bilmeyen Hazreti Süleyman da karısının isteğini kabul etmiş. Karısının diğer isteğini yerine getirmek için Hz. Süleyman önce Atina’ya gitmiş. Burada büyük bir köşk yaptırmış. Oradan İstanbul’da Sarayburnu’na gelmiş. Burada havanın ve suyun güzelliğinden kendisini çok genç ve kuvvetli hissetmiş. Burada büyük bir saray yaptırmış.

Hazreti Süleyman bir süre sonra karısının sırrını öğrenmiş. Bu yüzden onu öldürmüş. İstanbul’dan ayrılıp Kudüs’e dönmüş. Orada Hazreti Davut’un yaptırmağa başladığı Mescidi Aksa’yı tamamlatırken ölmüş.

Kısraktan doğan kral

Hazreti Süleyman’dan sonra oğlu kral olmuş. Hazreti Süleyman’ın oğlu öldükten sonra ise Madiyan oğlu Yanko padişah olmuş. Yanko’nun bir kısraktan doğduğuna inanılıyormuş. 600 yıl yaşayan Yanko’nun kardeşi Yenvan da Kudüs kayseriymiş.

Yanko, bir gün şarap içip sarhoş olmuş. Sızmış bir halde yatmış. Ertesi gün uyandığında kendini Sarayburnu’nda bulmuş. Yanko burada bir kale yaptırmış. O sıralarda Yahya’nın dinini yaymak istiyen Buhtunnasır birçok şehri yakıp yıkmaktaymış. Bunu öğrenen Yanko, Buhtunnasır üzerine kardeşi Yenvan’ın kumandasında iki yüz bin asker yollamış. İki ordu Karaman ovasında savaşmışlar. Bu savaşta Buhtunnasır yenilmiş ve tüm malları Yanko’ya geçmiş. Yanko da bu ganimetlerle İstanbul’un surlarını yaptırmaya başlamış. Yanko’dan sonra İskender, Puzantin, Rum kayseri Byzas ve Constantin, İstanbul’un kuruluşunda emekleri olan başlıca kişilerdir. İşte İstanbul’un kuruluşu hakkında Evliya Çelebi’nin anlattığı efsane budur.

Barış Özkök’ün bu yazısı 17 Ağustos 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın