Dünyayı gülümseten adamın kendisi mutsuz muydu?

Snoopy’nin yaratıcısı Charles Schulz hakkında yazılan yeni bir biyografi geçtiğimiz hafta ABD’de piyasaya çıktı. Fakat kitap, çizerin tüm hayranlarını şaşkınlığa uğrattı. Çünkü yazar David Michaelis, Schulz’u içine kapanık ve mutsuz bir adam olarak tasvir ediyor.

Yazar Earl Nightingale bir kitabında Sparky adında bir çocuğun hikayesini anlatır.

Sparky için başarılı bir öğrenci olmak neredeyse imkansızdı. Sekizinci sınıfta bütün dersleri kötüydü. O kadar ki fizik notu sıfırdı. Sıfırdan daha düşük bir not olsa, fizik notu -1, ya da -2 bile olabilirdi.

Öğrencilik döneminde tek bir kıza bile arkadaşlık teklifinde bulunamamıştı. Çünkü reddedilmekten müthiş korkuyordu. Sparky tam bir ‘kaybeden’di. Bunu kendisi de arkadaşları da gayet iyi biliyordu.

Sparky büyüyünce karikatür çizmeye başladı. Bu karikatürlerinin ana karakteri Charlie Brown adında bir çocuktu. Charlie Brown aslında Sparky’nin ta kendisiydi. Çizgi bandın karelerinde yarattığı dünyada Charlie Brown hep ‘kaybeden’ olsa da, Sparky artık ‘kazanan’ olmuştu.

Dostlarının kendisine Sparky diye hitap ettiği karikatürist, Charles Schulz’dan başkası değildi.

Schulz ailesini şoke eden kitap

Geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan Charles Schulz biyogrofisinin yazarı David Michaelis, ilk olarak yedi yıl önce Charles M. Schulz’un ailesiyle görüşmüş. Bu konuya yakın ilgi gösteren Schulz’un oğlu Monte, kitabın yazımı sırasında yazara yardımcı olacağını söylemiş.

Fakat daha sonra Schulz ailesinin üyeleri, Michaelis’in kitabında yazanları görünce şoke olmuşlar. Çünkü Charles Schulz bunalımlı, soğuk vr mutsuz bir adam olarak tasvir edilmiş.

Charles Schulz’un oğlu Monte ve kızı Amy kitapta yazılanların tamamen saçma ve yanlış olduğunu söylüyorlar.

Yazar Michaelis ise,  yüzlerce insanla röportaj yaptıktan, Schulz’un tüm hayatı boyunca çizdiği 17,897 çizgi bandı inceledikten ve kapsamlı bir araştırmadan sonra ortaya çıkan adamın, kitapta anlattığı kişi olduğunu söylüyor. Michaelis, 2000’nin Aralık ayında 77 yaşında ölen Schulz’un karmaşık bir iç dünyası olduğunu ve bunu da eserlerine yansıttığını iddia ediyor. Ona göre Schulz’un endişeleri ve korkuları onun Lucy’i ve Peanuts’daki diğer karakterleri yaratmasını sağlamıştı. Michaelis’e göre bunlar normal bir insanın yaratabileceği karakterler değildi.

Schulz’un ikinci eşi Jean Schulz, kocasının içine kapanık bir adam olduğunu kabul ediyor. Fakat bunun onu tam olarak yansıtmadığını, Charles Schulz’un gülmeyi de çok seven bir insan olduğunu söylüyor.

Peanuts’la gelen şöhret

22 kasım 1922’de Amerika’da dünyaya gelen Charles Schulz küçük yaşlardan itibaren çizmeye başladı. Schulz’un 1950’de çizmeye başladığı “Peanuts” (fıstıklar) isimli çizgi bant onun hiçbir çizerin elde edemediği bir başarıya ulaşmasını sağladı.

14 Aralık 1999’da sağlık problemlerinden dolayı emekliye ayrılacağını açıklayan Schulz iki ay sonra öldü.

Charles Schulz, Garfield’in çizeri Jim Davis’in ve birçok ünlü çizerin aksine fabrikasyon üretimi sevmiyordu. Bu yüzden yardımcı bir çizer ya da yazar kullanmıyordu. Yaptığı herşey kendine aitti. Sanatıyla arasına kimseyi sokmamıştı.

Dünyada 75 ülkede 2600 gazetede ve dergide yayımlanan “Peanuts”un baş karakteri Charlie Brown, “kaybedenler kulübü”nün en önemli üyesidir. Uçurtmasını bir kez olsun ağaç dallarına takmadan uçuramamış, hiçbir maçta topu düzgün atamamış, sık sık pot kırıp rezil olan bir anti kahramandır. Ama o asla yılmaz. Her başarısızlığını,  “Good Grief” (Allah Allah!) diye şaşkınlıkla karşılar. Çünkü içinde birgün başaracağına dair bir ümit vardır.

Charlie Brown çizgi bant dünyasında yeni bir şeydi: Gerçek bir insandı, gerçek sorunları olan ve gerçek bir ruha sahip olan. Okuyucu onu tanıyordu, onun korkularını biliyordu, ona sempati duyuyordu.

Peanuts’taki herşey Schulz’un iç dünyasının bir yansımasıdır. Peanuts’ın dünyası, bizim dünyamızın çarpıtılmış bir halidir. Peanuts’ta hiçbir yetişkin insanın olmaması ilk başta tuhaf gelebilir, fakat bu şekilde Schulz çocukken yaşadığımız korkuların ve güvensizliklerin şimdikilerden çok da farklı olmadığını bize hatırlatır. Kendimizi kolaylıkla Schulz’un trajik kahramanlarından birinin yerine koyabiliriz.

Peanuts, grafiksel açıdan statik ve basittir. Schulz’un çizimlerinde  aşırı perspektifler, gölge ve ışık efektleri, üç boyutlu görüntüler yoktur. O her şeyi en sade şekliyle, karşıdan ya da yandan görünümüyle çizmiştir.

Bir büyük dairenin içine iki küçük yarım daire çiziyordu. Sonra da iki nokta, iki çizgi. Alın size bir Charlie Brown portresi. Schulz’un sade çizgileri, karakterlerin duygularını çok daha rahat anlatabilmesini sağlıyordu. Schulz dünyadaki her insana çizdiği karakterin ne hissettiğini anlatabilirdi. O duyguları resmetmenin ustasıydı.

Barış Özkök’ün bu yazısı 28 Ekim 2007 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın