Eski bir yılbaşından izlenimler

Yıl 1953. Aralığın 31’i. Hava kararmak üzere. Gene birşeyler var bu akşam İstanbul’da… Herkesin eli paketli, herkes telâşlı, herkes heyecanlı. Bu gece herkes şu veya bu şekilde eğlenecek.

Bu hafta sizi 1950’lerde Hafta ve Salon dergilerinde yayımlanan yılbaşı ile ilgili yazılardan bölümler aktaracağım.

Sabri Esat Siyavuşgil 1949’da Salon’da yılbaşı ağaçları için duygusal bir yazı yazmış: “Yüksek yamaçlara yaslanan iri çamların yavruları, kimbilir, ne esrarlı bir yolculuktan sonra, şehre inip, ışık içinde pırıl pırıl yanan salonlara misafir olurlar… Yüksek tepelerde aylarca karın  yükünü taşımağa  alışık iri çamların bu minnacık yavruları, o renk, süs ve sürpriz yığınını da ayni vakarla taşırlar. Onlar bizim aramızda gurbette değildir. Yılbaşı çamları, ebedî çam ormanlarından, ebedi insanlığa gönderilen bir selâmdır…”

Tahsin Demiray 1954’ün son haftasında Hafta’daki köşesinde şunları yazmış: “Zamanımızda herkes yılbaşını bir EŞİK gibi görmekte ve bir muhayyel tümseği atlama heyecanı duymaktadır… Önümüzde durup dururken bir Eşik, bir tümsek çıkaran ve esasen dertleri çok olan başımıza bir yenisini açan Takvim’dir. Duvarda, yaprakları durmadan kopup savrulan ve sonunda boş ve delik bir mukavva halinde yüzümüze bomboş bakan şu takvim icat edilmeseydi başımıza bu yılbaşı meselesi çıkmıyacaktı!..”

Eski bir yılbaşından izlenimler

Azize Erten’in 8 Ocak 1954’te Hafta dergisinde yayımlanan yazısından bir bölüm:

“Yıl 1953. Aralığın 31’i. Hava  kararmak  üzere. Gene  birşeyler var bu akşam İstanbul’da…    Herkesin eli paketli, herkes telâşlı, herkes heyecanlı… bu gece herkes şu veya bu şekilde eğlenecek. Ama acaba hakikaten eğlenecekler mi?. Kimbilir?.. Ben yılbaşı balolarını pek merak ederim. Hani şu filmlerde gördüğümüz Noel baloları gibi muhteşem bir şey oluyor zannerdim. Meğer yanılmışım. Bizim yerli yılbaşı balolarında hanımların tuvaletleriyle, süslü çam dallarından başka kayda değer birşey yok.

İstanbul’un kibar semtlerinden birinde, bir evdeyiz. Yepyeni şipşirin kutu gibi bir bina. Daha kapıya yaklaşırken insan kulağına gelen oynak melodilere kendini kaptırıp dansetmek istiyor. Evin her tarafı ışık içinde… Salona girdim, gençler pikaba ayak uydurup yanak yanağa dansediyorlardı. Hep âşıklar mı toplanmış buraya nedir?… Yoksa yeni yıla girmek düşüncesi mi onları romantikleştirmiş… Artık o kadarını Allah bilir!.. Öbür odada hazırlanan büfede rengârenk içkiler var. Delikanlıların gözleri ikide bir şişelere takılıyor. Kızlar ise boş kaldılar mı birbirlerinin kıyafetlerini inceliyorlar. Bu gece sevgilileriyle tatlı saatler geçirmeyi niyet edenler sükûtu hayale uğradılar. Zira bu havada sevgili aşk mefhumu falan kalmasına imkân yok. Gözler hep yeni sevdalar peşinde. Belki yeni yılla beraber yeni maceralar da başlayacak. Aklınızda bulunsun, siz de sakın ayni hatayı yapmayın. Bu yılbaşı eğlenceleri tekin değil. Hele o, saat on ikide elektriklerin sönmesi yok mu, her şeyi altüst ediyor.

Beyoğlu’nun büyük apartmanlarından birindeyiz… Misafirler toplanmışlar, yılbaşının şerefine bir poker partisi çeviriyorlar. Sonra da hep birden gezmeğe gidecekler. Masanın başında oturanların her biri yeni yıla şanslı girmek niyetinde.. Bir başka masaya da mezeler, içkiler hazırlanmış…

Yılbaşı gecesi galiba en fazla içki düşkünlerine yarıyor. Yalnız o geceye mahsus olmak üzere cemiyet onları içmekte haklı buluyor… Yani insan yılbaşı gecesi de körkütük sarhoş olmazsa, ne zaman olur bilmem ki?.. Bu gece sarhoşlardan iyisi yok… Ooh, rakıları, votkaları içtikçe, akıllarında ne eski yılın derdi ne yeni yılın hülyası kalıyor. Bir meçhul âlemde yaşayıp gidiyorlar. Geçenlerde içki meraklısı bir arkadaşım anlatmıştı. Her sene bir kaç kafadar bir araya gelip, boğazın Karadeniz ucundan başlıyarak sonuna kadar içe içe gezerlermiş ve bunun zevkine doyum olmazmış.. Herhalde  bu  akşam  da  gene  meyhaneleri  teftişle  meşguldürler.

Yılbaşı geceleri, her eğlence yeri gibi meyhanelerde de müstesna bir kalabalık göze çarpıyor. Meyhanenin esas gedikli müşterilerinden başka bir de evde içip içip hızını alamayanlar daracık dükkânları dolduruyorlar. Sabaha karşı bunlara bir de balo dönüşü ayak üstü uğrayan kibarlar katılıyor…

Yıl  1953. Aralığın  31’i. Saat oniki. İşte her taraf karardı. Bir dakika için bütün şehir derin hayallere kapılıp, duaya daldı. Yeni seneden beri istediklerini içlerinden tekrarlıyorlar. Sonra gene elektrikler yandı. Balodaki piste koştu, meyhanedeki kadehini kaldırdı, evdeki portakalından bir dilimi ağzına attı, partideki sevgilisinle sarıldı, mektepteki evinin hayalini gözlerinin önünde canlandırdı. Sulukule’deki şuh bir edayla, meydan okurcasına göbeğini salladı, Velhasıl yeni yıla girdik.”

Barış Özkök’ün bu yazısı 6 Ocak 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın