Her Kelimenin Bir Hikâyesi Var: Şemsiye

Şemsiye kelimesi, Arapça şemsiyye ile dilimize girmiştir.  Bizim yazın plajlarda güneşten, diğer mevsimlerde de yağmurdan ve kardan korunmak için kullandığımız şemsiyeyi Araplar bulundukları coğrafyanın özelliklerinden dolayı sadece güneşten korunmak için kullanıyordu. Arapça’da “şems” güneş; “şemsi” de güneşle ilgili demektir. Araplar da güneşten korunmak için kullandıkları bu alete güneşlik anlamına gelen “şemsiyye” adını verdiler.

Modern şemsiyeler, açılır kapanabilir metal bir iskelet üzerine sıkıca gerilmiş su geçirmez bir örtüden meydana gelir. Bu örtüler genellikle naylon ya da polyesterden imal edilir. Bazı şemsiyelerin sapları, şemsiyenin kullanılmadığı zamanlarda fazla yer kaplamaması için teleskopik bir mekanizmaya sahiptir.

Şemsiyeler ilk olarak 3000 yıl önce Çin’de görülmüştür. Antik Çin’de ve Mısır’da, şemsiyeler bir statü göstergesi kabul ediliyordu. Önemli insanlar güneşten korunmak için yapraklar ve tüylerle kaplı şemsiyeler kullanırdı. Bu şemsiyeleri onlar için hizmetkarları taşırdı. İkibin yıl önce Yunanlılar, şemsiyeyi Avrupa’ya “güneş siperi” olarak tanıttı. Romalılar şemsiyeleri yağmurdan korunmak için kullanmaya başladı.

Birkaç yüzyıl ortadan kaybolan şemsiyeler 16. yüzyılın sonlarında tekrar ortaya çıktı. Roma Katolik Kilisesi, şemsiyeyi papayı ve papazları birbirinden ayırt etmek için kullanmaya başladı. 18. yüzyıl Avrupası’nda şemsiye artık herkes tarafından kullanılıyordu. Parasol adı verilen küçük, dekoratif şemsiyeler 18. ve 19. yüzyıllarda çok modaydı. Genellikle ipek bir örtüyle kaplı olan bu şemsiyeleri kadınlar yüzlerini güneşten korumak için kullanıyorlardı.

 

Barış Özkök’ün bu yazısı 2005 yılında Halk’a ve Olaylara Tercüman Gazetesi’nde yayımlandı.

 

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın