Her yerin bir hikâyesi var

2010’da Avrupa’ya kültür başkentliği yapacak olan İstanbul’da her yerin bir hikayesi var. Hergün önünden geçtiğimiz ama farkında bile olmadığımız yıkık bir duvarın bile çok ilginç hikayesi olabilir…

İstanbul’un binlerce sokağı arasından ilginç isimleriyle dikkat çekenler vardır: Sinekli Bahçe, Tavuk Uçmaz, Bira, Birinci Küme, Bitpazarı, Çalar Saat, Çöpçatan, Kapalı Bakkal, Kibritçi Kız… 2010’da Avrupa Kültür başkenti olacak İstanbul’da bunlar gibi ilginç adlara sahip birçok yer ve yapı var. Bu yazıda İstanbul’daki bazı yapıların isimlerinin ortaya çıkış hikayelerini anlatacağım.

Sormagir Camii

İstanbul’da ilginç isme sahip camilerden biri olan Sormagir,  Şeyhülislam Kethüdası Debbağzade Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kocamustafapaşa’da Taşköprülüzade sokakta bulunan cami, 1700’lerin başında yapılmıştır. 1915’te yanan caminin sadece duvarları kalmıştır. Cami, 1979’da aslına uygun olarak tekrar yapılmıştır. Hüseyin Kethuda Efendi’nin camiyi kimin yaptırdığını soran birine “sorma gir” demesi üzerine, cami halk arasında “sorma gir camii” olarak anılmaya başlamıştır.

Sankiyedim Camii

Sankiyedim Camii İstanbul’un Fatih ilçesinde, Tetimmeler Caddesi yakınlarındaki Kırbacı sokaktadır. 17. yüzyılda yapıldığı düşünülen caminin Keçeci Hayreddin ya da Adanalı Şakir Efendi tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. I. Dünya Savaşı’ndan önceki Fatih yangınında harap olan camii 1959-1960 yıllarında halkın yardımıyla aslından farklı bir biçimde yeniden inşa edilmiştir.

“Sanki Yedim Cami”ni yaptıran kişi, canının çektiği bir şey gördüğü zaman “sanki yedim” der ve onu almak için sarfedeceği parayı bir cebinden çıkarıp öbürüne koymak suretiyle saklarmış. Bu şekilde biriktirdiği paralarla da bu camiiyi yaptırmış.

Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi

Osmanlı Padişahı II. Mahmut’a isyan eden Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın damadı Yusuf Kamil Paşa’nın İstanbul’a girişi yasaklanır. Mehmet Ali Paşa’nın kızı Zeynep Hanım, sürgün hayatı yaşayan kocasına kavuşabilmek için sürekli yetkili makamlara başvurur. Kocasının İstanbul’a gelebilmesi için izin verilmesini ister. Sonunda isteği kabul edilir ve kocasına kavuşur. Vezneciler’de bir konak yaptırıp, orada yaşamaya başlarlar. Tek dilekleri, bir çocuklarının olmasıdır. Ne yazık ki bu asla gerçekleşmez. Onlar da bugün Üsküdar Nuhkuyusu’nda hala hizmet vermeye devam eden, kendi adlarını taşıyan çocuk hastanesini 1860’ta kurarlar.

Yusuf Paşa’nın ve Zeynep Hanım’ın vefatlarından sonra, varisleri Said ve Abbas Halim Paşa’nın gönderdikleri paralarla hastane idare edilmeye çalışılır; fakat para yetersiz geldiği için hastane bakımsız kalır. 1898’de hastanenin idaresine dönemin ünlü doktorlarından Operatör Cemil Paşa getirilir ve hastane için yepyeni bir dönem başlar. Hastanenin bir özelliği de görev yapan iki başhekiminin İstanbul Belediye Başkanlığı yapmasıdır. 54 yıl ara ile göreve gelen başhekimlerden biri Operatör Cemil Topuzlu, diğeri de Doç. Dr. Fahri Atabey’dir.

Zeynep Hanım’la Yusuf Kamil Paşa’nın türbesi, hayattayken çektikleri çocuk hasretini gidermek istercesine, güzel havalarda çocukların neşe içinde oyunlar oynadığı Zeynep Kamil hastanesinin bahçesindedir. Bir gelenek olarak hastanede doğan kız çocuklarına Zeynep, erkek çocuklarına da Kamil adı verilmektedir.

İnönü Stadyumu

Fatih Sultan Mehmet, Galata’da kurşunlu mahzen (Yerebatan Camii) ile Tophane kapısı arasına bir kılıçhane yaptırmıştı. “Dimeşk”, Türklerce en beğenilen kılıç türlerinden biri olduğu için buraya “Dimeşkihane” denilmişti. Galatasaray’ın altındaki madenden çıkan ve “Eski İstanbul demiri” denilen demirden her çeşit kılıç ve tüfek burada yapılırdı.

Kanuni Sultan Süleyman, Tophaneyi yeni baştan kurdu. Unkapanı ile Cibali arasında bir Tüfekhane, bunun karşısına da bir mescit yaptırdı. Mescit ve Tüfekhane 1713’teki bir yangında büyük zarar gördü. Sultan Mahmut 1827’de Tüfekhaneyi yeniletti. Fakat 1833’de çıkan bir başka yangında hem Tüfekhane hem de mescit tekrar yandı. Geniş bir alanı çevreleyen Tüfekhanenin avlu duvarı yaklaşık 75 yıl öncesine kadar ayaktaydı.

Sultan I. Mahmut Tüfekhane yanar yanmaz şimdiki Dolmabahçe Stadı’nın yerinde yeni bir tüfekhane yaptırdı. Bu tüfekhanenin yerinde şu anda İnönü Stadyumu bulunmaktadır. Stadyum, II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü devrinde yapılmış ve 19 Mayıs 1947 yılında açılmıştır. Buradaki ilk maç, Beşiktaş ile İsveç’in AIK takımı arasında oynanmıştı. İlk golü o zamanlar Beşiktaş’ın futbolcusu olan Süleyman Seba attı. İlk maç 3-2 AIK’nın galibiyeti ile bitti. 8 Şubat 1998 tarihinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile BJK Derneği arasında imzalanan sözleşme ile stadyum 49 yıllığına Beşiktaş Jimnastik Klubü’ne kiralandı.

Barış Özkök’ün bu yazısı 4 Mayıs 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın