İçimizdeki maceraperesti harekete geçiren adam

Ünlü sinema dergisi Empire, 10 bin okuyucusunun, 150 film yapımcısının ve 50 film eleştirmeninin oylarıyla tüm zamanların en iyi 500 filmini seçti. Listede 1. sırada Baba, 2. sırada da ilk Indiana Jones filmi var.

1899’da Princeton’da dünyaya geldi. Çocukluğu dünyayı dolaşarak geçti. Birçok önemli bilim adamı, sanatçı ve siyasetçiyle tanıştı. 1908’de Viyana’da ilk aşkıyla karşılaştı: Prenses Sophie. 13 yaşındayken İngiltere’de ünlü yazar Sir Arthur Conan Doyle ile tanıştı. Fakat aynı yıl annesi ölünce, ABD’ye döndü. Bu sırada babası Boston’da tarih dersleri veriyordu…

Yukarıda okuduklarınız, ünlü bir bilimadamının ya da sanatçının hayat hikayesinden alınmış bir bölüm değil. Hatta gerçek bir insana bile ait değil. Hepsi  kurgu. Bunları theraider.net isimli Web sitesinden aldım.

Empire dergisinin anketinde tüm zamanların en sevilen 2. filmi seçilen ilk Indiana Jones’un ardından 3 devam filmi çekildi. Lara Croft, Mumya ve Büyük Hazine gibi filmlere esin kaynağı oldu. Fakat bunların hiçbiri ilk Indiana Jones’un etkisini yaratamadı.  Ben de “nedir acaba bu işin sırrı” diyerek araştırmaya koyuldum. İlk olarak Web’deki Indiana Jones sitelerine baktım. Sonunda theraider.net’i buldum. Bu, Indy fanatikleri tarafından yapılmış bir Web sitesi. Aslında onlara çılgın demek daha doğru olur.

Indy çılgınları

Web’de Paul Mc Cartney’e kafayı takmış bir adamın sitesi var. Bu adam, ünlü şarkıcının aslında gerçek Paul Mc Cartney olmadığını iddia ediyor. Ona göre gerçek Paul yıllar önce ölmüş. Fakat Beatles’ın dağılmaması için onun yerine Paul’e çok benzeyen bir adam bulmuşlar. Bu adam da yıllardır Paul Mc Cartney’in kimliğinde yaşıyormuş. Evet; bunları okuyunca, ben de sizin gibi bu siteyi yapan adamın deli olduğunu düşündüm. Aynı duyguları theraiders.net’e girince de hissettim. Eminim siz de kafalarında fötr şapka, bir ellerinde kırbaç bir sürü adamın ordan oraya atlarken çekilmiş fotoğraflarını ve videoların görseydiniz aynı şekilde hissederdiniz.

Bu sitede Indiana Jones’un biyogrofisi de var. Sadece 4 filmden yola çıkarak bu kadar detaylı bir biyogrofi hazırlamalarına ilk başta şaşırdım. Ama referans bölümüne bakınca olayı anladım. Indiana Jones’un maceraları sadece 4 filmle sınırlı değildi. Yıllardır yayımlanan bir sürü romanı vardı. Ayrıca “Genç Indiana Jones’un Maceraları” diye bir televizyon dizisi ve bilgisayar oyunları da vardı. The Raider Net’teki biyogrofi de bunlardan elde edilen bilgilerle oluşmuştu.

İçimizdeki çocuğa hitap ediyor

Peki neydi bu filmin sırrı? Neden bu kadar fanatiği vardı? Indiana Jones aslında içimizdeki çocuğu canlandırmıştı. Herkesin çocukluğunun bittiğini hissettiği bir an vardır. Bizi çocukluğumuzdan ayıran o çizgiyi geçtikten sonra artık farklı bir dünyada yaşamaya başlarız. Bazen mahalledeki çocuklar maç yaparken kaçan topu tekmelerken, bazen de yeğenimize yardım etme bahanesiyle oyuncak treniyle oynarken içimizdeki çocuğun canlandığını hissederiz. İşte Indiana Jones’un bize yaptığı da buydu. İçimizdeki macera düşkünü çocuğu canlandırmıştı. O, hayalini kurduğumuz maceraları bizim yerimize yaşayan bir maceraperestti.

Ertuğrul Özkök bir yazısında bunu macera hayalperestliği olarak tanımlamıştı: “… her iyi Türk gibi ben de, bir macera hayalperestiyim. Yani başkalarının maceralarını okumaktan müthiş keyif alırım. Dünyanın en keyifli macerası, vekáletname ile yaşananıdır diye düşünürüm. 1963 yılında Beatles’ın ‘Love Me Do’ ve hemen arkasından ‘She Loves You’sunu dinlediğim gün, hayatımın çocukluk döneminin kapandığını hissettim. Orada kapanan macera duygularım, 1980’li yıllarda Indiana Jones filmleri ile yeniden açıldı. Hálá yılda en az bir iki defa Indiana Jones’un bütün serisini seyrediyorum.”

Indiana Jones karakteri, yazar Dan Brown’a da ilham verdi. DaVinci Şifresi’nin kahramanı Robert Langdon bir simgebilim profesörüydü. Brown kitabını yazarken kafasındaki Robert Langdon görüntüsü, Indiana Jones’u canlandıran Harrison Ford’du. Brown zaten işin sırrını keşfetmiş bir yazar. Çünkü o da içimizdeki çocuğa seslenmesi gerektiğini biliyor. Brown bir röportajında şunları söylemişti: “On yaşımdayken, yazar Madeleine L’Engle beni mistisizm ve macera dünyasıyla tanıştırdı. Onun klasik eseri, Zamandaki Çatlak, birden fazla (tam dört defa) okuduğum ilk kitaptı… Bu kitapla içime düşen merak kıvılcımının, benim daha sonraki ilgi alanlarımın oluşmasında çok önemli bir rol oynadığına eminim… Şimdi tuhaf bir şekilde 30 yıl sonra, büyü ve mistisizm temaları benim kitaplarımda yer alırken, bu çocukluk heyecanını yeniden yaşamaya başlıyorum.”

Indiana Jones’un başarısının sebebini artık anlamıştım. İçimizdeki maceraperest çocuğa hitap ediyordu. Hiçbir zaman yaşayamayacağımız maceraları bizim yerimize yaşayan bir kahramandı o.

Barış Özkök’ün bu yazısı 9 Ekim 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın