Paris’te Louvre Müzesi’ne gittiyseniz, sadece orayı bile hakkını vererek gezmek için birkaç gün ayırmanız gerektiğini bilirsiniz. Bir şehrin, bir müzenin, bir şarkının ya da bir resmin keyfine varmak zaman ister. Hızlandırılmış şehir turlarında müzelere girip çıkarak, 10-15 saniyesini dinleyip hemen öbür şarkıya atladığınız albümleri MP3 çalarınıza doldurarak, Louvre’da Mona Lisa’nın önünde selfie çekerek bunu yapamazsınız.

Sürekli biraz sonra, yarım saat sonra, bir saat sonra yapacağınız şeyi düşünürseniz, Ânın tadını çıkaramazsınız.

Aslında çoğu zaman ya geçmişi ya da geleceği düşünerek yaşıyoruz. Bu da şimdiki zamanı tam anlamıyla yaşamımızı engelliyor. Ânı yaşamak, şimdiki zamanın farkında olarak yaşamaktır. 

Arjantinli ünlü şair Jorge Luis Borges’e ait olduğu sanılan, ama aslında şairi belli olmayan bir şiir var. Dilimize “anlar” ismiyle çevrilmiş olan bu şiirde yaşanılan anın önemi anlatılır. Şair, yaşamaya tekrar başlama imkânı olsa hata yapmaktan çekinmeyeceğini çünkü insanın hatasız olmaya uğraşırken “an”ı kaçırdığını söyler:

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,

İkincisinde daha çok hata yapardım.

Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardan olurdum.

Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.

Anlar, sadece anlar, siz de “an”ı yaşayın.

En önemli an, içinde bulunduğumuz an’dır. Gelecek için yapılan bitmek bilmeyen planlar, geçmişten hayıflanmalar, eldekiyle yetinmemek. Bunların hepsi de yaşadığımız andan zevk almamızı engeller.

Geçen geçmiştir artık, şimdi ânı yaşamak gerek

Tasavvufta zamanla ilgili “ibnül-vakt” diye bir kavram vardır. Buna göre olgun insanın ibnül-vakt (vaktin çocuğu) olması gerekir. Yâni geçmişi veya geleceği değil, sadece içinde bulunduğu ânı düşünmeli; onu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmalıdır. 

Tek sermayemiz, şu içinde bulunduğumuz andır. Onu iyi değerlendirirsek ve her âna bu gözle bakarsak, kendiliğinden bütün zamanları dolu geçiririz. “Her nefes son nefes olabilir” diye düşünen biri her anını en iyi şekilde geçirir.

Mehmet Âkif Ersoy, “Hasbıhâl” şiirine şu alıntıyla başlar:

Geçen geçmiştir artık; ân-ı müstakbelse mübhemdir;

Hayâtından nasîbin: Bir şu geçmek isteyen demdir.

Yâni geçen zaman kaybolup gitti. Geleceğin ne olduğu ise belli değil. Sen ancak içinde bulunduğun ânın sahibisin. Ama o da geçmek üzeredir.

 

 

Yazıda kullanılan fotoğraf FREEPIK’ten alınmıştır. Designed by Freepic.diller

0 yorum yapılmış

Bu yazı için bir yorum yapın

Bu yazı hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Aşağıdaki formu kullanarak düşüncelerinizi diğer ziyaretçilerle paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir