İstanbul folklorunda cinler ve periler

ABD’de hayalet fotoğraflarını çektiğini iddia eden bir adamla, İngiltere’de peri fotoğrafları çektiklerini söyleyen iki kızın hikayelerini geçen hafta anlatmıştım. Bu hafta ise bizden birkaç hikaye var…

Halk arasındaki inanışa göre cinler ve periler Allah’ın yarattığı görünmez mahlûklardır. Bunlar da insanlar gibi toplu bir halde yaşarlar. Kendilerine dokunulmazsa, kimseye zarar vermezler. Bunlar istedikleri şekilde görünebilirler. Her istedikleri yerde gezebillen cinler ve periler, yalnız cami, türbe gibi kutsal yerlere giremezler, Kur’an okunan yerde duramazlar.

Cinlerden  ve perilerden bahsedilince insanlar “iyi saatte olsunlar” diyerek haklarında hayır ve selâmet dilerler. Onlar insanlara hem iyilik, hem fenalık yapabilirler. Bu yazıda İstanbul halkı arasında belki yüzyıllardır anlatılıp duran birkaç hikayeyi anlatacağım. Bunları da Mehmet Halit Bayrı’nın 1946’da yazdığı “İstanbul folkloru” kitabından aktaracağım.

Perşembe olsa da boşver! Çarşambadır Çarşamba

Vaktiyle İstanbul’da bir kambur adam varmış. Bir akşam temizlenmek için hamama gitmiş. Hamamda ondan başka müşteri yokmuş. Adam kurnanın başına geçip yıkanmaya başlamış. Fakat kısa bir süre sonra hamama bir takım mahlûklar girmiş. Orta yerde “Çarşambadır Çarşamba” diye haykırarak zıplamaya başlamışlar. Bunu gören kambur adam, korkmuş, ne yapacağını şaşırmış. Sonra o da ayağa kalkıp aralarına katılmış ve onlarla birlikte “Çarşambadır Çarşamba” diye haykırmaya başlamış. Cinler adama acımışlar. Onu kucaklayarak hamamın kubbesine doğru fırlatmışlar. Kambur tekrar aşağı düştüğü zaman bakmış ki etrafta kimseler yok. Yalnız bu kadar da değil, arkasından kamburu da kalkmış. Adamcağız çok sevinmiş. Dışarı çıkarak hamamcının parasını vermiş ve sapasağlam bir delikanlı halinde evine dönmüş.

Tesadüf olacak ya, ertesi akşam başka bir kambur aynı hamama gitmiş. Hamamda yine başka müşteri yokmuş. İçeriye girip yıkanmaya başlamış. Derken cinler hamama dolmuşlar. Bir akşam önceki gibi “Çarşambadır Çarşamba” diye haykırıp zıplamaya başlamışlar. Kambur adam: “Nasıl olur” demiş, “bugün çarşamba değil perşembe, niçin çarşambadır çarşamba diye haykırıyorsunuz?” Kamburun bu itirazına cinler fena halde hiddetlenmişler, onu kucaklayarak hamamın kubbesine doğru fırlatmışlar. Adamcağız aşağıya düştüğü zaman bakmış ki hamamda kimseler kalmamış, yalnız bu kadar değil, kamburunun üstüne bir kambur daha konmuş. Adam o zaman neye uğradığını anlamış, hamamdan ağlıyarak çıkmış, doksanlık bir ihtiyar gibi iki büklüm evine dönmüş.

Ejder babanın dilekçesi

Halk arasında cinlerin ve perilerin bazen insanlarla eğlendiği kabul edilir. Buna göre cinler birinin adını çağırırlar. Bu çağırışa önem verilmemesi gerekir. 1850’lerde İstanbul’da şöyle bir olayın olduğu rivayet edilir:

Ejder Baba’nın adama gitmesini söylediği bölge

Bir kadının çok korkak bir gelini varmış. Kadın gelinini korkutmak için: “İbrik Kalfa, gel bunu al,” dermiş. Bu şakayı birkaç kere tekrar etmiş. Bir gece kız ortadan kaybolmuş. Kocası telâşa düşmüş. O zaman Karagümrük’te bir Ejder Baba tekkesi varmış. Adam, tekkenin şeyhi Ejder Baba’ya başvurmuş. Ejder Baba bir dilekçe yazmış, kaybolan gelinin kocasına: “Kale kapıları kapanmadan Edirnekapısı dışına çıkarsın, Savaklar yolunda büyük bir top ağaç vardır, bu ağacın üstünde beklersin, cin ve periler padişahı orada halkın şikayetlerini dinler, sen de hemen bu dilekçeyi önüne atarsın,” demiş.

Adamcağız şeyhin dediğini yapmış; ağacın üzerine çıkıp beklemiş. Gece yarısından sonra top ağacın altına bir kürsü koymuşlar. Cin ve periler padişahı gelmiş. Adam hemen elindeki dilekçeyi atmış. Dilekçeyi padişaha vermişler. Padişah emretmiş, İbrik Kalfayı getirmişler.

Padişah: ”Bu adamın karısını niçin aldın,” demiş.  O da: “Efendim, o benim hakkımdır, çünkü beni çağırdılar, önce ehemmiyet vermedim, fakat ısrar görünce almaya mecbur oldum,” demiş.  Padişah “O halde kadını şimdi getir!” diye emretmiş.

İbrik Kalfa padişahın emrini dinlemeyeceğini söyleyince, kendisini idam etmişler. Kadını da top ağacın altına getirmişler. O sırada sabah olmak üzereymiş. Periler birden ortadan kaybolmuş. Adam karısını doğru Ejder Baba tekkesine götürmüş. Ejder Baba’ya nefes ettirmiş. Kadının aklı başına gelmiş.

Artık ne Ejder Baba ne de onunla aynı devirde yaşayan Sülüklü Ali, Yamalı Nuri, Beykozlu Köse Hoca var. Onlardan geriye sadece yukarıda anlattığım masalsı hikayeler kaldı. Bunları İstanbul folklorunun bir parçası olarak ele almalıyız. Yoksa bu hikayeleri, günümüzde kerameti kendinden menkul bazı sözde hocaların sahtekarlıklarıyla bir tutmamamız gerekir.

Barış Özkök’ün bu yazısı 2 Mart 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın