İstanbul’da kurban bayramı

Eskiden İstanbul’un çeşitli meydanlarında bayram yerleri kurulurdu. Buralara şehrin her yerinden insanlar gelirdi. Bugün eski eğlence şekilleri ortadan kalkmış olsa da bayram günlerinin şen ruhu kaybolmamıştır.

Senede iki dinî bayram vardır. Bunlardan ilki “Ramazan Bayramı”dır. Bu bayram, Şevval ayının ilk üç günüdür. İkinci bayram Şeker bayramından altmışyedi gün sonra Zilhicce ayının onuncu, onbirinci, on ikinci ve on üçüncü günlerinde yapılan “Kurban Bayramı”dır.

Kurban Bayramının Ramazan Bayramından önemli bir farkı vardır. Bu bayramda kurban kesilir. İstanbul’un eski dönemlerde durumu müsait olanlar, kurban tedariki için şehre getirilen koyun sürüleri arasında dolaşırdı. Anadolu’nun ve Trakya’nın koyun yetiştirilen bölgelerinden aylar önce yola çıkarılan koyun sürüleri, Kurban Bayramına bir hafta – 10 gün kala İstanbul’un bazı meydanlarında ve cami avlularında yer alırdı. Kurban kesecekler buralara giderek istedikleri koyunu seçerlerdi. Kurbanlık koyun satın alındıktan sonra yürütülerek götürülmezdi. Hayvan ya bir araba ile ya da bir hamalın sırtında taşınırdı.

Şeker ve kurban bayramları, çocukların eğlence ve gezinti günleriydi. Bunun için şehrin büyük meydanlarında ve bazı cami avlularında bayram yerleri kurulurdu. Yeni ve temiz elbiselerini giyinmiş olan İstanbul çocukları bayram yerlerinde salıncaklara, arabalara, atlara ve eşeklere binerlerdi. Bunlardan bıkınca da tuluat kumpanyalarının ve cambazların çadırlarını doldururlardı. Çocuklar köftecilerin, muhallebicilerin, şerbetçilerin çevresini kuşatırdı.

Eskiden Fatih, Şehzadebaşı ve Sultanahmet camilerinin avlularıyla Unkapanı, Kadırga, Kasımpaşa’da Debağhane meydanlarında kurulan bayram yerleri çok meşhurdu. Buralara İstanbul’un her semtinden çocuk kafileleri gelirdi.

Söz hem Kurban Bayramı’ndan hem de İstanbul meydanlarından açılmışken Et Meydanı’ndan söz etmek istiyorum.

Et Meydanı

Ahmediye Camii

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra Anadolu’nun değişik yerlerinden  Türk nüfusu  İstanbul’a getirdi. Günümüzde Aksaray ilinin bulunduğu yerden getirilenlerin İstanbul’da yerleştiği yere Aksaray adı verildi. Buraya Osmanlılar zamanında Etmeydanı denirdi.

Fatih Sultan Mehmet, Şehzadebaşı Camii’nin bulunduğu yerde Yeniçeriler için kışlalar yaptırmıştı. Yeniçeri kışlalarının bir bölümü bu camii yapılırken yıkılmıştı. Zamanla buradaki kışlalar (Eski odalar) yetersiz kalınca Aksaray bölgesinde yeni kışlalar yapıldı. Bunlara da Yeni Odalar adı verilmiştir.

Yeniçerilerin yiyeceği etlerin kışlalara getirilmesi her gün belirli bir düzen içinde olurdu. Seher vakti Yedikule  kanarlarında (mezbaha) kesilen  koyunların etlerini “seğirdim” denen görevliler getirirdi. Etler 30 kadar hayvan sırtında getirilirdi. Etler kışla meydanına geldikten sonra kasaplara teslim edilirdi.

Ortaçeşme

Yeni odaların bulunduğu yere bu nedenle  “Etmeydanı” (Meydanı Lahim) denmiştir. Kışlaya da “Etmeydanı Kışlası” denirdi. Kışlada  Tekke Meydanı  denen  bir yer vardı. Meydanın tam ortasında ise Orta Camii bulunurdu. Bu camiye Ahmediye Camii, Etmeydanı Camii de denmektedir. Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve sadrazamı Maktul İbrahim Paşa tarafından 1527’de yaptırılmıştır. Camiinin altında Bizans devrinden kalma bir mahzen bulunmaktadır. Birçok tamir geçiren camii 1902’de sekiz köşeli planla içten ahşap kubbeli olarak yaptırılmıştır.

Caminin yakınında Orta Çeşme denilen bir çeşme vardır. Bu, Kanuni Sultan Süleyman devrinde yapılmıştır. Daha sonra III. Ahmet’in sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa bu ünlü çeşmeyi yeniletmiştir. Günümüzde harabe halinde olan çeşmenin önemli bir bölümü  yol seviyesinin altında kalmıştır. Duvarların içinde yetişen ağaçlar yer yer  duvarları çatlatmış ve çeşmeyi daha da harap duruma getirmiştir.

Barış Özkök’ün bu yazısı 23 Aralık 2007 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın