İstanbul’un fethi

Fetihten önce İstanbul, Osmanlılar tarafından altı defa kuşatıldı. Yıldırım Bayezid dört defa kuşatmaya aldı. Bayezid’in oğullarından Musa Çelebi şehri 5. kez kuşatma altına aldı. Sultan II. Murad da 1422’de şehri kuşattı. Fakat o da kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı.

İstanbul’un Türkler tarafından zaptı esnasında Bizanslıların Haliç ağzına gerdikleri zincirden bir parça (yer: Beşiktaş Deniz Müzesi)

I. Murad tarafından yapılan kuşatmadan 31 yıl sonra İstanbul, Sultan II. Mehmed tarafından fethedildi. II. Mehmed İstanbul Boğazı’nda kesin Türk hâkimiyetini kurmaya öncelik verdi. Bunun için Rumelihisarı‘nı yaptırdı. Bu kale, Yıldırım Bayezid’in 1397’de yaptırdığı Anadoluhisarı‘nın karşısında inşa edildi. Burası, Boğaz’ın en dar yeriydi. Padişah kaleye “Boğazkesen” adını verdi. Rumelihisarı’na büyük toplar yerleştirildi. Anadoluhisarı tamir edilip oraya da top kondu.

1452-53 kışı Edirne’de savaş hazırlıkları ile geçti. Çok büyük toplar yapıldı. Bunlar o zamana kadar görülmemiş büyüklükte ve mükemmeliyette idiler. 2 tonluk gülle atabilen toplar vardı. II. Mehmed, 5 Nisan 1453’te İstanbul önlerine geldi. Otağ-ı Hümâyûn, Topkapısı önüne kuruldu. Baltaoğlu Süleyman Bey‘in kumandasındaki Türk donanması Boğaz’ın ağzında idi. 6 Nisan’da kuşatma başladı. İmparator’un teslim teklifini reddetmesi üzerine muharebe başladı.

Türk topçu kuvveti, her biri 4 büyük toptan meydana gelen 14 batarya idi. En büyük topun doldurulması ve soğutulması 2 saat sürüyordu. Bizanslılarda da top vardı. Fakat bunlar çok ilkeldi ve fazla işe yaramıyordu. Türk topuna karşılık Bizans’ın milli silahı “Rum Ateşi” denen ateşti. Bunun bileşimi Bizanslılar tarafından sır olarak yüzlerce yıldan beri saklanıyordu. Bu ateş, üzerine su atılınca daha fazla parlıyordu ve kuşatma sırasında Türkler’i büyük kayıplara uğratmıştı.

Haliç’e karadan giren donama

Haliç’in girişi çok kalın bir zincir ile kapatılmıştı. Türkler bu zinciri kırmayı başaramadılar. Fakat kuşatmadan bir sonuç alınabilmesi için mutlaka Haliç’e girilmesi gerekiyordu. 20 Nisan’da İstanbul’a yardıma gelen 4 Ceneviz ve 1 Mora gemisi Haliç’ten içeri girdi. Bu, II. Mehmed’i çok kızdırdı ve o ruh hali içinde atını denize sürdü. II. Mehmed’in icat ettiği havan topları, Kasımpaşa sırtlarından gülle aşırıp Haliç’i dövüyorlardı. Fakat havan ateşi, Haliç’e hâkim olmak için yeterli değildi. Bu yüzden 22 Nisan gecesi 67 küçük gemilik Türk donanması karadan yürütülerek Haliç’e indirildi. O zamanki tekniğin çok üstünde olan bu başarı, Bizans’ın son direnme gücüne indirilmiş büyük bir darbe idi. Bunun maddi etkisinden çok, manevi etkisi oldu. Ertesi gece yani 23 Nisan’da II. Mehmed Haliç üzerinde bir köprü kurdurttu.

23 Mayıs’ta II. Mehmed yağmaya sebebiyet vermemek için, Imparator’a teslim olmasını teklif etti. Kendiliğinden teslim olan, zorla düşürülmeyen kale, şehir ve ülkeler, İslâm hukukuna ve Türk âdetine göre yağma edilmez, halkı esir alınmazdı. Fakat imparator, II. Mehmed’in bu teklifini kabul etmedi ve “Ölmeye hazırız!” cevabını verdi. Böylece XI. Konstantin, şehir harben düşecek olursa kanunen 3 gün yağma edileceğini ve kendisine savaş esiri muamelesi yapılacağını kabullenmiş oluyordu.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’da

29 Mayıs 1453 Salı günü Bursa Subaşısı Cebe Ali Bey’in sur kapısını kırdırıp içeri girdiği yer. (Cibali)

29 Mayıs’ta güneşin ilk ışıkları ile şiddetli bir top ateşi başladı. Daha sonra Ulubatlı Hasan ve onu takip eden 30 asker padişahın sancağını Topkapı surları üzerine dikti. Türk bayrağının bu surların üzerine dikilmesi ile II. Mehmed “Fatih” ünvanına hak kazandı. Sancağın dikilmesinden kısa bir süre sonra Canbazhane kapısı Türklerin eline geçti. İlk Türk askeri buradan geçerek şehre girdi. Türk askerini şehirde gören halk korkuyla Ayasofya’ya doğru kaçtı. 49 yaşındaki imparator da bu sırada öldü. Artık Bizans askerleri geri çekilmeye başlamıştı. Şehre giren Türk askerleri teker teker bütün sur kapılarını açarak dışarıdakilerin de içeri girmesini sağladı.

Fatih Sultan Mehmed, 29 Mayıs Salı günü İstanbul’a Topkapı’dan ihtişamlı bir alayla girdi. Alay bugünkü Şehremini semtine geldiğinde öğle ezanı okunmaya başladı. Bu, İstanbul’da okunan ilk vakit ezanıydı. Fatih Sultan Mehmed atından indi ve imamlığını hocası Akşemseddin Efendi’nin yaptığı kalabalık bir cemaatle namaz kıldı. Daha sonra Fatih Sultan Mehmed’in seccadesini serdiği yere hemen birkaç gün içinde bir camii yapıldı. Fakat 500 sene ayakta kalan bu camii İstanbul Belediyesi tarafından 1950’lerde yıkıldı.

Bizans İmparatoru Konstantin’in sonu hakkında türlü rivayetler vardır. Bunlardan birine göre bir yeniçeri Konstantin’in kellesini Fatih Sultan Mehmed’e getirir. Sultan Mehmed de Konstantin’in kellesini patriğe göndererek Ayasofya’da yalnız kendi bileceği bir yere gizlice gömmesini emreder. Konstantin’in başsız cesedi ise Galata’da gömülür. Bir başka rivayete göre de Konstantin Vefa’da bir yere gömülür.

Barış Özkök’ün bu yazısı 25 Mayıs 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde  yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın