Mezar taşından sehpa yaptıran karikatürist

Geçtiğimiz hafta İzmirli bir adamın annesini öldürüp, cesediyle 55 gün yaşadığını öğrendik. Bu korkunç haber akıllara Alfred Hitchcock’un ünlü filmi Sapık’ı getirdi. Bu filmi yaparken Hitchcock’a ünlü bir karikatürist ilham vermişti: Charles Addams.

En az yarattığı karakterler kadar enteresan biri olan Charles Addams’ın hayatı henüz film olmadı. Ama onun ilginç hayat serüveni geçtiğimiz sene piyasaya çıkan Linda H. Davis’in  “Charles Addams: Bir Karikatüristin Hayatı” isimli kitabına konu oldu.

Addams’ın çok renkli bir hayatı vardı. Spor arabalara ve güzel kadınlara düşkündü. Sevgilileri arasında Greta Garbo, Joan Fontaine ve Jackie Kennedy gibi ünlü kadınlar bulunuyordu.

Charles Addam hakkında anlatılıp duran bir sürü söylenti var: geceleri evindeki bir tabutta uyurdu, İçki kadehine bütün olarak bir çift hayvan gözü koyardı, evdeki hayvanlarını barbeküde pişirip yerdi, vs…

Bunların doğru olup olmadığını belki hiç öğrenemeyeceğiz ama bu söylentilerin boşuna ortaya çıkmadığı da kesin. Çünkü Charles Addams evinde sehpa olarak küçük bir kızın mezar taşını kullanacak, mezarlıklarda piknik yapacak hatta düğününü bile bir hayvan mezarlığında düzenleyecek kadar enteresan bir adamdı.

Freddy Kruger’ın mahalle arkadaşı

Karikatürlerini genellikle Charles’tan daha iyi göründüğünü düşündüğü için “Chas” diye imzalayan Charles Addams, 7 Ocak 1912’de New Jersey’de doğdu. Addams’lar önceleri Summit Caddesi’nde yaşıyordu. Fakat Charles sekiz yaşına geldiğinde Elm Sokağı’na taşındılar. (Evet, doğru hatırladınız: 1984 yapımı Freddy Kruger’lı korku filmi’nin adı “Elm Sokağı’nda Kabus”tu.)

Charles Addams, Westfield Yüksek Okulu’nda okurken bir yandan da  okulun gazetesi için karikatür çizdi. 1929’da mezun olduktan sonra Colgate Üniversitesi’ne gitti. bir yıl sonra ise Pennsylvania Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Fakat en sonunda New York’ta Grand Central Sanat Okulu’nda karar kıldı.

23 yaşından itibaren Charles Addams’ın karikatürleri New Yorker dergisinde yayımlanmaya başladı. Beş yıl sonra dergi için sürekli olarak karikatür çizmesi teklif edildi. Bu teklifi kabul eden Addams ölene kadar New Yorker için çalıştı ve 1300’den fazla karikatürü dergide yayımlandı.

Charles Addams 1937’de “Addams Ailesi”ni çizmeye başladı.

1942 yılında tanıştığı Barbara Jean Day, Addams Ailesi’nin karakterlerinden Morticia Addams’a benziyordu. O yıl evlenen çift sekiz sene sonra boşandı. Sebebi ise Barbara’nın çocuk istemesiydi. Çocukları sevmeyen Charles, eşinin çocuk istemesi gerçek anlamda bir boşanma sebebiydi.

Addams 42 yaşındayken ikinci evliliğini yine bir Barbara ile yaptı: Barbara Barb. Fakat  bu evlilik pek uzun ömürlü olmadı ve 1956’da boşandılar.

1960’ta Alfred Hitchcock ünlü filmi Sapık’ı yaptı. Filmde psikopat Norman Bates’in evinin Addams tarzı bir Viktorya dönemi evi olması tesadüf değildi. Alfred Hitchcock, Addams’ın hayranlarından biriydi. Hitchcock birgün tanışmak için Addams’ın evine gitmiş ve sonra onunla arkadaş olmuştu. Ünlü yönetmenin böyle enteransan bir adamdan etkilenmesi de gayet normaldi.

1964’te David Levy isimli bir televizyon yapımcısı, Addams Ailesi’ni televizyon dizisi yapmak istedi. Charles Addams bu teklifi kabul edince, Addams’lar televizyonda gösterilmeye başladı ve 1966’ya kadar devam etti. Fakat Charles Addams’ın çoğu hayranı diziyi ‘light’ olarak tanımladı. Çünkü karikatürlerdeki vurucu espriler dizide yoktu.

Addams, son eşi Tee ile bir hayvan mezarlığında evlendi.  Charles ve Tee 1985’te New York’ta Sagaponack isimli kırsal bir bölgeye taşındılar. Çift hayatlarının sonuna kadar burada yaşadı. Swamp (bataklık) adını verdikleri bu yer, günümüzde Tee & Charles Addams Vakfı’nın binası olarak hizmet vermektedir.

Addams 29 Eylül 1988’de Connecticut’taki bir arkadaşını ziyarete gider. Eve döndüğünde otomobili evinin önüne park ederken kalp krizi geçirerek ölür.

Charles Addams’ın ünlü çizgi bandı “Addams Ailesi”, 1991’de sinemaya da uyarlanır. Gördüğü ilgiden dolayı iki yıl sonra bir devam filmi daha yapılır. Böylece 30’ların sonunda ortaya çıkan bu ilginç karakterlerin yeni kuşaklar tarafından da tanınması sağlanmış oldu.

 

Barış Özkök’ün bu yazısı Akşam Gazetesi’nde 22 Temmuz 2007 tarihinde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın