Olimpiyatlar yaklaşırken…

2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’nın başlamasına artık günler kaldı. Önceki hafta Olimpiyatların ortaya çıkışını anlatmıştım. Bu hafta da yine Olimpiyatlara devam ediyorum.

Jimnastik, sporcunun farklı özelliklere sahip olmasını gerektiren bir spor dalıdır. Jimnastikte başarılı olabilmek sporcunun esnekliğine, ritim duygusuna, dengesine, kuvvetine ve çevikliğine bağlıdır. Yarışma amacıyla yapılan jimnastiğin üç temel türü vardır: artistik jimnastik, ritmik jimnastik ve trambolin.

Bir yarışma disiplininin adı olan jimnastik aynı zamanda idman, kültürfizik anlamında da kullanılır. Zaten kelimenin ilk anlamı budur. Bu anlamıyla jimnastik bir spor dalı değil, ona hazırlık için yapılan alıştırmalardır. Spor ve jimnastik arasındaki en büyük fark sporun yarışma amaçlı olarak, jimnastiğin de antreman amacıyla yapılmasıdır. Yani haftasonlarında sahilde 3-4 km koşunca spor yapmış olmuyorsunuz!

Sporda rekabet vardır. Bireysel ya da takım olarak gerçekleştirilen spor faaliyetlerini bir sinema filmini izler gibi zevkle izleriz. Çünkü eğlenmek ve eğlendirmek sporun amaçları arasındadır. Zaten spor kelimesinin kökeni de, eğlenmek anlamına gelen İngilizce disport kelimesidir.  Tabii sporda başarılı olmak için düzenli olarak idman yapmak gerekiyor.

Çıplak yarışan sporcular

Eski çağlarda Mısır’da ve Batı Asya’da yaşayanlar cenaze törenlerinde ve ölüm ayinlerinde toplu olarak jimnastik hareketleri yaparlardı. Hindistan’da ve Çin’de hastaları iyileştirmek için onlara jimnastik hareketleri yaptırılırdı.

Eski Yunanlılar spor yapan insanın en iyi performansını çıplakken gösterebileceğine inanırlardı. Bu yüzden yüzyıllar boyunca Yunan erkekleri çıplak halde antreman yaptılar ve yarıştılar. M.Ö. 776’da başlayan Antik Olimpiyatlara, kadınların katılması yasaktı. Bazı tarihçiler çıplak olarak yarışılmasının sebebininin kadınların bu yarışlara gizlice katılmalarını engellemek olduğunu düşünmektedir.

Yunanca “jimnos” kelimesi çıplak anlamına gelir. “Jimnazein” fiili ise “antreman yapmak” ya da “çıplak halde egzersiz yapmak” anlamındadır. Jimnastik kelimesinin kökeni de bu Yunanca kelimedir.

Hitler’i çıldırtan sporcu!

Spor dallları arasında belki de en temel olanı koşmaktır. Çünkü koşmak, günlük hayatımızın içinde vardır. Servis aracının peşinden, otobüsün ardından, iskeledeki görevli kapıları kapatmadan vapura yetişmek için sürekli koşarız. Bunları yaparken amacımız elbette ki jimnastik yapmak değildir. Belirli bir süre içinde belli bir yere yetişmeye çalışırız. Bunlar günlük hayattaki yarışlarımızın yalnızca birkaçıdır…

Hayatımızın bu kadar içinde olan bir spor dalını yaparak efsane olmak hiç de kolay değildir. Çünkü bir bakıma herkes rakibinizdir. Teoride herkesin sizden iyi olabilme imkanı vardır. Hele bir de 95 yıl önce ABD’de doğan bir zenciyseniz işiniz çok daha zordur.

James Cleveland Owens 1913’te Alabama’nın küçük bir kasabaasında çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğar. Okula başladığında öğretmeni James’e adını sorar. Çocuk, James ve Cleveland’in baş harflerini söyler. Yani JC (ceysi) der. Fakat öğretmeni bunu Jesse (cesi) olarak anlar. Böylece küçük çocuğun adı Jesse olarak kalır.

Jesse sporda çok yeteneklidir. Mezun olduğunda 28 farklı okul ona burs teklif eder. Fakat o, oturduğu yere en yakın olanını seçer: Ohio Üniversitesi.

Jesse henüz 22 yaşındayken uzun atlamada bir dünya rekoru kırar. Bu rekor 25 yıl boyunca Jesse’de kalır. Bir yıl sonra yani Ağustos 1936’da Jesse, Berlin’e gider. Almanya’da düzenlenen Yaz Olimpiyatlarında ABD’yi temsil edecek sporculardan biridir artık.

1936’da Almanya Adolf Hitler ve onun Nazi Partisi tarafından yönetilmektedir. Hitler, Olimpiyatları Alman ırkının üstünlüğünü dünyaya gösterme fırsatı olarak görmektedir. Çünkü Alman sporcuların tüm dallarda rekorlar kıracağına emindir.  Fakat Jesse; Hitler’in insan olarak bile kabul etmediği o süper siyah adam tozu dumana katar. Katıldığı her yarışta en iyi dereceleri alır. 100 metre ve 200 metre koşu yarışlarında; uzun atlamada altın madalya alır. 4 x 100 metre bayrak yarışında Jesse’nin takımı birinci olur. Jesse, 1936 Olimpiyat Oyunlarında dört madalya birden alan tek sporcu olur.

Hitler deliye dönmüştür. Fakat Alman halkı onu umursamaz. Bu inanılmaz adamı çılgınca alkışlar. 48 yıl sonra Almanlar bir caddelerine Jesse Owens adını vererek bu hayranlıklarını gösterir. Owens 1979 yılında ABD Başkanı Jimmy Carter’ın elinden “Yaşayan Efsane Ödülü” alır. Bu ödülü aldıktan bir yıl sonra yani 67 yaşındayken ölür ve spor tarihinin unutulmazları arasındaki ebedi yerini alır.

Barış Özkök’ün bu yazısı 3 Ağustos 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın