Papatya gibisin beyaz ve ince…

İçinde bulunduğumuz 2008 yılı, papatya tangosunun Necdet Koyutürk ve Şecaattin Tanyerli tarafından plağa kaydedilmesinin 60. yıldönümü. Bu sene ayrıca tangodan popa kadar iki kuşaktır beste yapan Koyutürk ailesinin müzikteki 70. yılı.

 

Erdener Koyutürk ve Barış Özkök

Necdet Koyutürk 1943’te Ankara’da yedeksubay olarak askerliğini yapmaktadır. Vakit buldukça da Ankara Radyosu’na gider. Orada dans orkestrasının şefi Nihat Esengin’le  ahbaplık eder. Esengin, programlarında Koyutürk’ün eserlerine de yer vermektedir. Bir gün Nihat Esengin, Koyutürk’e yeni bir eseri olup olmadığını sorar. Bunu sormasının bir nedeni vardır. Esengin “Önümüzdeki hafta senin eserlerinden oluşan özel bir program yapacağım, yeni bir eserin varsa iyi olur” deyince; sorunun nedeni de belli olmuş olur. Necdet Bey’in yeni bir tangosu yoktur. Fakat yine de “Var,” der. Çünkü en yaratıcı dönemini yaşayan genç bir sanatkârın, böyle bir soruya olumsuz cevap vermesinin imkanı yoktur.

Necdet bey yeni bir şarkısı olduğunu söyleyince, Nihat Esengin de “Adı ne?” diye sorar. Elbette bunu sormasının da bir sebebi vardır: “Adını söyle ki, ben de program anons kâğıdına yazdırayım, spiker okuyacak, hazır olsun.” Esengin bunları söylerken Necdet Koyutürk de tangonun adını bulur. “Adı papatya,” der. Nihat Bey de, “Tamam ama cumartesi günü hazır olsun. Celal (İnce) okuyacak,” der.

Necdet Koyutürk’ü bir telaş alır. Adı olan fakat kendisi olmayan tango cumartesi günü hazır olacaktır. Günlerden salıdır ve  sadece beş günü vardır.  Hazır olan tek şey ise şarkının adıdır: Papatya!

Papatyanın doğuşu

Necdet Koyutürk, yıllar sonra o günleri oğlu Erdener Koyutürk’e şöyle anlatır: “O hızla kışlaya gittim. Hemen çadırıma gittim ve akordeonumu aldım, başladım çalmaya. Bir taraftan da nota kâğıdı, kurşun kalem ve silgi ile saatlerce, hatta geceler ve günlerce çalışmalarım başlamıştı.” O beş gün boyunca Necdet beyin her şeyi “Papatya” olmuştur. Cumartesi geldiğinde “Papatya” bestelenmiş, sözleri hazırlanmış ve orkestrasyonu da yazılmıştır. “Papatya gibisin beyaz ve ince/ Eziliyor ruhum seni görünce/ ismin dudaklarımı yakıyor neden/ Nedir bu çektiğim senin elinden…”

1943 yılında Necdet Koyutürk

Şarkıyı bitirdikten sonra Necdet bey papatya ile igili kuşku duymaya başlar: “Beş gün içinde tango mu bestelenirmiş?”  Güzel olmamış mıdır yoksa? Götürmek istemez. Fakat bir kere söz vermiştir. “Götüreceğim ve çalınacak” der kendi kendine. Hemen Ankara Radyosu’na gider. Kapının girişindeki görevli memura, “Bunu Nihat Bey’e verin lütfen, orkestrasında çalacak,” der. Aslında içeri girip dinleme imkânı vardır. Fakat o doğru dostlarının evine gidip, radyoyu açar ve dinlemeye koyulur. Programın ikinci bölümünde ilk parça olarak çalınır “Papatya”.

Böylece Türk müziğinin kuşaklar boyu sevilecek şarkısı ilk defa 1943 yılında Celal İnce tarafından okunmuş olur.

Peki bu şarkıyı yaparken Koyutürk’e kim ilham vermiştir? Necdet Koyutürk’ün askerlik arkadaşı olan bir teğmenin kız kardeşi vardır. Bu şarkıyı yazarken Necdet beyin ilham perisi o olmuştur.

Erdener Koyutürk’e göre “Papatya” temizliğin ve genç kız zarafetinin, inceliğin, saflığın ve erkeğin o güzel sevgiliye gösterdiği saygının sembolüdür sanki. Belki de Necdet Koyutürk de bu duygulardan esinlenmiştir. Sevgiliye hayranlık, papatya gibi beyaz ve ince duygular…

Papatya plak yapılıyor

1948’de “papatya”nın plak kaydı yapılır. Firma, devrin en ünlü plak firması olan Columbia’dır. Kayıt günü Necdet Koyutürk piyanonun başına geçer. Koyutürk çalar, Şecaattin Tanyerli de söyler. Plak çıkar çıkmaz çok büyük ilgi görür. Otuz binden fazla satar. O zamanlar Türkiye’nin nüfusu yirmi milyondur. Plağın arka yüzünde Necdet Bey’in diğer bir bestesi “Rüzgar gibi geçti” vardır. Her iki şarkı da çok sevilir. Ama “Papatya” yılları aşıp, günümüze kadar gelir.

Koyutürk de Tanyerli de 1921 doğumludurlar. Necdet Koyutürk 19 Ekim 1988’de, Şecaattin Tanyerli ise 1 Aralık 1994’te İstanbul’da vefat ederler. Şecaattin Bey’in Kamuran Hanım’dan Şeref, Şeyda ve Hakan adlı üç evladı olur. Necdet Koyutürk de Mukaddes Hanım’dan doğan ve sanatını devam ettiren iki evlat bırakır; tango sanatçısı Erdener ve Özdener Koyutürk kardeşler. Erdener bey tangolar söyleyerek, Özdener Koyutürk de tango orkestrasını yöneterek bu sanatı devam ettiriyorlar. Her ikisi de yeni tangolar üretiyorlar.

Papatya’nın sözleri

Papatya gibisin beyaz ve ince,

Eziliyor ruhum seni görünce.

İsmin dudaklarımı yakıyor neden,

Nedir bu çektiğim senin elinden?

 

Yalvarırım sana gel üzme beni,

İnan bana çok seviyorum seni.

Gel kollarıma artık bekliyorum,

Papatyam seni özlüyorum.

 

Neden sanki öyle dudak büküyorsun?

Yoksa açık söyle hiç mi sevmiyorsun?

Sana soruyorum neden susuyorsun?

Bana bu sevgiyi çok mu görüyorsun?

 

Bilsem söyler miydim gizli hislerimi.

Keşke görmeseydim gülen gözlerini.

Biliyorum fakat sen de seviyorsun,

Anladım çapkınca naz ediyorsun.

Bu yazıyı yazarken Toplumsal Tarih dergisinin Eylül 2006 sayısındaki Erdener Koyutürk’e ait yazıdan faydalandım. Ayrıca Erdener Koyutürk’le 05 Temmuz 2008 tarihinde bir görüşme de yaptım. Erdener bey olmasa bu yazı da olmazdı. Yardımlarından dolayı kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

Barış Özkök’ün bu yazısı 13 Temmuz 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın