Ramazan bayramı gelirken…

Artık davul sesiyle kalkılan sahurlar, top sesiyle başlayan iftarlar kalmadı. Fakat yine de bazı ramazan alışkanlıkları günümüzde de devam ediyor. Bunlardan biri de ramazan gelince akşamcıların içkiyi bırakması…

Eskiden Ramazan’ın başlamasına 15 kala camilere mahya ipleri kurulurmuş. Bir kısım akşamcı bunların kurulduğunu gördüğü andan, ramazan bitene kadar bir daha içmezmiş. Bu akşamcılara “ipçi” denilirmiş. “Kandilci” denilen akşamcılar ise ramazan başlayana kadar içermiş. Fakat ramazan boyunca, yani minarelerde kandiller yandığı sürece, içki içmezlermiş. Son grup olan topçular ise ramazan ayı boyunca içmeye devam edermiş. Fakat yalnızca akşamları, imsak topunu işitene kadar içerlermiş.

Ramazan’ın gelmesi sadece akşamcıları değil içki satan yerleri de etkilermiş. Meyhaneler Ramazan-ı Şerif’e hürmeten bir ay boyunca kapalı olurmuş. Bayram arifesinde meyhaneciler gedikli müşterilerinin evlerine midye ve uskumru dolmaları gönderirmiş. Buna “unutma bizi dolması” denirmiş. Artık bu dolmanın etkisinden midir bilinmez, bayram namazını kılan topçular, çoluk çocukla bayramlaştıktan sonra doğru meyhaneye koşarmış. Kandilciler bayramın ilk gününün akşamında içmeye başlarlarmış. İpçiler ise içmek için bayramın bitmesini beklerlermiş.

Ahmet Rasim’siz olmaz…

Geçtiğimiz hafta Ahmet Rasim’in ölüm yıldönmüydü. Hem bu nedenle hem de söz meyhanelerden ve bunların müdavimlerinden açılmışken Ahmet Rasim’le ilgili kısa bir anekdotu anlatmak istiyorum.

Ünlü yazar, gazeteci ve bestekar Ahmet Rasim içki âlemlerini çok severmiş. Ahmet Rasim bir gün günlerce devam eden bir içki âleminden sonra üst baş perişan eve dönmüş. Rasim’i çok seven ve ona her zaman anlayış gösteren karısı yine hiç sesini çıkarmamış. Fakat kısa bir süre sonra Rasim’in meyhane arkadaşlarından biri evin kapısına gelmiş  ve “Bir konuşacağım var, biraz dışarı gel” diye Ahmet Rasim’i çağırmış. Bu “biraz dışarı gel”in ne anlama geldiğini çok iyi bilen Ahmet Rasim’in karısı hiç sesini çıkarmamış. Sadece kapıya doğru yürüyen kocasına “Sakın geç kalma, erken gel” demiş.

Tabii çıkış o çıkıştır. Gece olur, kadehler birbirini kovalar. Ahmet Rasim’in aklına karısının sözleri gelir ve hüzünlenir. Cebinden kalemini, kağıdını çıkarır ve karısının sözlerinden esinlenip yazmaya başlar:

Bu akşam gün batarken gel.

Sakın geç kalma erken gel.

Aman geç kalma erken gel.

Tahammül kalmadı artık.

Cefa etme bana mâhım,

Sonra tutar seni ahım!

Üzme beni şivekârım!

Sakın geç kalma erken gel!

Gece sona ererken üstad ve arkadaşları yola düşerler. Ağır adımlarla evinin yolunu tutan Rasim bir yandan da yeni şarkısını mırıldanmaktadır. Ahmet Rasim’i karısına teslim eden arkadaşları, yollarına devam ederken hep bir ağızdan bu yeni şarkıyı da söylerler: “Bu akşam gün batarken gel…”

Böylece alaturka müziğimizin şaheserlerinden biri ortaya çıkmış olur. Ahmet Rasim’in meyhaneden erken gelmesini isteyen karısının sözlerinden esinlenip yazdığı bu şarkının, en popüler meyhane şarkısı haline gelmesi de trajikomik bir durumdur.

Bu kısa hikaye ile hatırladığımız Ahmet Rasim’i ve şarkının bestecisi Kemani Tatyos Efendi’yi saygıyla anıyorum.

Barış Özkök’ün bu yazısı 28 Eylül 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın