Rick için..

Pink Floyd’un yaşam süresi kimine göre 1983’te “The Final Cut” albümüyle, kimine göre de 1979’daki “The Wall”la bitmişti. The Wall, grubun tam kadro yaptığı son albümdü. Yani David Gilmour, Roger Waters, Nick Mason ve Richard Wright.

Final Cut’tan 4 yıl sonra yeni bir albüm çıktı. Fakat bu sefer de Roger Waters kadroda yoktu. 1995’e kadar Waters’sız 3 yeni Pink Floyd albümü daha çıktı. Grup yine en çok kazananlar listesinde en yukarılardaydı. Daha öncekiler gibi bu albümler de müzikalite açısından üst düzeydeydi. Fakat bir şeyler eksikti. O da Pink Floyd ruhuydu. Bu da pizza siparişi verir gibi stüdyoya getirilen, sahneye çıkartılan müzisyenlerle elde edilemiyordu.

Pink Floyd hayranları, efsanevi kadronun bir araya gelmesini bekleyip durdu. 2005’te düzenlenen Live 8 konserlerinde, grubun yıllar sonra ilk kez tam kadro sahneye çıkması herkesi ümitlendirdi. Fakat geçtiğimiz hafta aldığımız bir haber herşeyin sonu oldu. Grup üyelerinden Richard Wright ölmüştü. O ve Nick Mason, hiçbir zaman grubun diğer iki üyesi kadar ön plana çıkmamıştı. Fakat Pink Floyd’un müziği, dördünün yarattığı sinerjiden meydana geliyordu. Yani Rick olmasıydı, daha farklı bir Pink Floyd dinliyor olacaktık. Bu yüzden Rick’in ölümü, üyelerin bir araya gelip yeni bir albüm yapacaklarına dair kurduğumuz hayallerin de sonu oldu. Aslında bizim açımızdan değişen pek bir şey yok. Biz yine Pink Floyd’u CD’lerden dinlemeye devam edeceğiz. Ama artık Pink Floyd albümlerini dinlerken Rick’e de bir selam göndereceğiz.  Rick’i saygıyla anıyoruz.

Barış Özkök’ün bu yazısı 28 Eylül 2008 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın