Sakın geç kalma erken gel…

Eskiden ramazanlarda meyhaneler kapatılırmış. Bayram arifesinde meyhaneciler devamlı müşterilerinin evlerine midye ve uskumru dolmaları gönderirmiş. Buna “unutma bizi dolması” denirmiş.

Eskiden meyhanelere şerbethane denilirdi. Bunların kapısından içeri girince önce tezgâh göze çarpardı. Tezgâhın üzerinde rakı ve şarap kadehleri, su kupaları, ufak tabaklar içinde fasulye ve lahana haşlamaları, leblebi, kabak çekirdeği gibi mezeler bulunurdu.

Meyhanelerde rakılar ve şaraplar büyük küplerde muhafaza edilirdi. Meyhanelerin raflarında şarap ve rakı şişeleri dizilirdi. Akşamcılar için meyhanenin uygun yerlerine tahta sofralar konulur, bunların etraflarına dört ayaklı hasır iskemleler dizilirdi.

Samatya meyhaneleri akşamları ve tatil günleri pek eğlenceli olurdu.  Bu yüzden de uzak yakın demeyip İstanbul’un her tarafından buraya gelenler olurdu. Yeniçeri ocağının lâğvedilmesi olayından önce meyhanelerin uygun bir yerine büyük bir çıngırak asılırdı. Meyhane kapısına da akşamları bir nöbetçi konulurdu. Meyhanenin önünden bir zabit geçecek olursa, nöbetçi çıngırağı çeker ve meyhane kapısı derhal kapatılırdı. Zabit geçtikten sonra kapı yine açılırdı.

Akşamcıların bir de sabahçıları olurdu. Buna mahmurluk bozmak denirdi. Akşam içkiyi ve mezeleri fazla kaçıranlar sabahları mide bozukluğu, vücut kırıklığı ve baş ağrıları ile yataktan kalkarlardı. Bu halden kurtulmak için de tekrar rakı içerlerdi. Fakat sabah rakısının ilk kadehine biraz limon sıkarlardı.

Akşamcılar ve Ramazan

Akşamcılar Ramazan-ı Şerife hürmeten içkiye geçici bir süre için bırakırlardı. Akşamcıların içkiyi bırakması üç şekilde olurdu: İpçiler, kandilciler ve topçular. Bundan dolayı da birbirlerine “ipçi misin, kandilci misin, topçu musun?” diye sorarlardı. İpçi takımı Ramazan-ı Şerife onbeş gün kala Selâtin camilerinde mahya iplerinin kurulduğunu gördüklerinde, kandilci kısmı Ramazan boyunca minarelerin kandilerini gördüklerinde, topçu takımı da imsak topunu işittiklerinde içki içmeyi bırakırlardı.

Bayram gelince önce topçular bayram namazını kılıp çoluk çocuğu ile bayramalaşıp doğruca meyhaneye giderdi. Kandilci kısmına mensup olanlar bayramın birinci günü akşamı içkiye başlarlardı. İpçiler de bayrama hürmeten üç gün içki içmeyip dördüncü günü akşamı meyhaneye giderlerdi.

Sakın geç kalma erken gel

Meyhanelerden ve bunların müdavimlerininden söz edince ünlü yazar, gazeteci ve bestekar Ahmet Rasim’i anmamak olmaz.

Ahmet Rasim Türk gazeteciliğinin temel taşlarından biridir. 1932’de 67 yaşında Heybeliada’da hayata veda eden Rasim döneminin önemli gazetelerinde çalışmıştı. Bu arada birçok dergide şiir ve makale yazmıştı. Milletvekilliği yaptığı yıllar dışında, Ahmet Rasim hayatını hep kalemiyle kazanmıştır.

Ahmed Rasim yazdığı birçok şiiri aynı zamanda bestelemiştir. Bestelerinden “Sakın geç kalma erken gel” alaturka müziğimizin en güzel şarkılarından biridir.

İçki âlemlerini çok seven Ahmet Rasim bir gün günlerce devam eden bir içki âleminde evi barkı unutur. Nihayet üst baş perişan eve döner. Rasim’i çok seven ve ona her zaman anlayış gösteren karısı yine hiç bir şey sormaz. Sanki kocası evden sabah çıkmış, akşam da dönmüş gibi davranır. Fakat kısa bir süre sonra sabahçı meyhanelerinin birinden gelen bir arkadaşı kapıya dayanır ve “Bir konuşacağım var, biraz dışarı gel” diye Ahmet Rasim’i çağırır.

Bu “biraz dışarı gel”in ne anlama geldiğini çok iyi bilen kadıncağız çaresizlik içinde hiç sesini çıkarmaz. Kapıya doğru yürüyen kocasına sadece “Sakın geç kalma, erken gel” der.

Tabii çıkış o çıkıştır… Gece olur, kadehler birbirini kovalar. Ahmet Rasim’in aklına karısının sözleri gelir ve hüzünlenir. Cebinden kalemini, kağıdını çıkarır ve karısının sözlerinden esinlenip yazmaya başlar:

Bu akşam gün batarken gel.

Sakın geç kalma erken gel.

Aman geç kalma erken gel.

Tahammül kalmadı artık.

Cefa etme bana mâhım,

Sonra tutar seni ahım!

Üzme beni şivekârım!

Sakın geç kalma erken gel!

Gece sona ererken üstad ve arkadaşları yola düşerler. Ağır adımlarla evinin yolunu tutan Rasim bir yandan da yeni şarkısını mırıldanmaktadır. Ahmet Rasim’i karısına teslim eden arkadaşları, yollarına devam ederken hep bir ağızdan bu yeni şarkıyı da söylerler: “Bu akşam gün batarken gel, sakın geç kalma erken gel…”

Barış Özkök’ün bu yazısı 14 Ekim 2007 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın