Tiryakinin oruç keyfi

Özellikle yaz Ramazanlarında oruç tutanların sinirleri oldukça gerilirdi. Hele tütün tiryakilerinde durum iyice dayanılmaz bir hale gelirdi. Buna “Oruç Keyfi” denirdi.

Eski dönemlerde İftar davetleri Ramazan ayının on beşinden itibaren başlardı. Zengin ve “Kübera” konaklarında muhteşem iftar ziyafetleri düzenlenirdi.

Oruç, kısa bir dua ve besmeleden sonra mutlaka Kabe’den gelmiş Zemzem ile açılırdı. Arkasından bir hurma alınır ve  sıra öbür iftariyelere gelirdi. Bu iftariyelere  sıcak Ramazan pidesi eşlik ederdi. Böylece “oruç keyfi”yle sararmış benizler renklenir gözlere fer gelirdi.

Oruç Keyfi

Özellikle oruç süresi 16 – 18 saat süren yaz Ramazanlarında oruç tutanların sinirleri oldukça gerilirdi. Hele tütün tiryakilerinde durum iyice dayanılmaz bir hale gelirdi. Tiryakiler adeta çatacak adam ararlardı. Buna “Oruç Keyfi” denirdi.

Bunlar, özellikle gürültüden çok rahatsız olurdu. Bunu bilen mahallenin yaramaz çocukları, onlar geçerken arkalarında büyük bir gürültü ile boş teneke yuvarlayıp kaçarlar veya kuyruğuna teneke bağlanmış bir köpek salıp tiryakileri çileden çıkarırlardı.

Tütün tiryakileri gibi oruç tutarken bir hayli zorluk çeken bir grup daha vardı. Bunlar ise orucu kolaylaştırmak için kendilerince bir yöntem bulmuşlardı.

Afyonu patlatmak

Eskiden afyon tiryakileri ramazanlarda “kundaklanmış” denilen paketleri yutarlardı. Bu paketin içinde afyon bulunurdu. Afyon önce ince kağıda, ardından da yağlı kağıda sarılırdı. Hazırlanan paket imsaktan, yani orucun başlama saatinden hemen önce yutulurdu. Bu kağıtlar, ancak öğleye doğru çözülüp açılır ve “Afyon Keyfi” başlardı. O zamana kadar bu tiryakiler hiddetli olur ve ev halkı: “Efendi henüz afyonu patlatmadı…” diyerek birer tarafa sinerlerdi.

Söz afyon tiryakiliğinden açılmışken bu alışkanlığı yüzünden hayatını kaybeden Dördüncü Murad’ın hekimbaşısı Emir Çelebi’nin hikayesini de anlatmak istiyorum.

Dördüncü Murad afyon kullanmayı yasaklamıştı. Bu yasağın kurbanlarının başında kendi Hekimbaşısı Emir Çelebi bulunmaktadır. Bu, tarihimizin enteresan olaylarından biridir.

Hekimbaşısı Emir Çelebi’nin davranışlarından kuşkulanan Dördüncü Murad bir gün ona “Efendi, sen afyon yer misin?” diye sorar.

Büyük bir korkuya kapılan Emir Çelebi :“Hayır Sultanım!” der.

Bu olaydan kısa bir süre sonra, padişahın gözdelerinden biri olan Silahdar Mustafa Paşa, arkadaşı olan bir tabibin hassa hekimlerin arasında alınması için Emir Çelebi’den ricada bulunur. Fakat Emir Çelebi bu isteği yerine getirmek yerine, “bir yer açılsın,  o zaman alırız” diye olumsuz bir cevap verir. Bunun üzerine Silahdar Paşa, Hekimbaşı’na kin bağlar.

Dördüncü Murad satranç oynamayı çok sevmekteydi. Emir Çelebi de iyi bir satranç oyuncusu olduğu için onunla kimi zamanlar saatlerce satranç oynardı.

Padişah bir gün yine satranç oynamak ister ve Hekimbaşı’yı çağırtır. Fakat ondan intikam almak isteyen Silahdar Mustafa Paşa bu fırsatı değerlendirir ve “Behey Padişahım! O tiryaki afyonunu yemeden gelemez!” der.

Sultan Murad: “Ben sordum, Emir Çelebi afyon yemez ve Padişahlara yalan söylenmeyeceğini de bilir” der.

Padişahın bu cevabı üzerine Mustafa Paşa: “Başı korkusundan hakikatı söylememiştir. Emir Çelebi afyon yer, ispat ederim” der.

Padişaha verdiği sözü yerine getirmek isteyen Silahdar Paşa; Emir Çelebi’nin hizmetkarlarından birini para ile elde ederek, efendisinin afyonu nerede sakladığını ve ne zamanlar yuttuğunu öğrenir.

Bir gün Dördüncü Murad, Emir Çelebi’yi yine satranç oynamaya çağırır. Oyun arasında Hekimbaşı afyon yutmak için abdest bahanesiyle kalkar. Bunu fırsat bilen Silahdar Mustafa Paşa: “Hekimbaşı afyonunu yutmaya gitti” der.

Dördüncü Murad: “Mustafa! Şu biçareye niçin iftira edersin, ne istersin?” deyince, Mustafa Paşa şunları söyler: “Padişahım entari ceplerini yokla, afyon çıkmazsa ben yalancı, müfteri olayım!”

Emir Çelebi huzura dönünce, Sultan Murada entari cebinde ne varsa çıkartmasını emreder. Bunun üzerine Emir Çelebi afyon koyduğu altın hokkasını çıkarır. Sultan Murad: “Efendi bu nedir?” diye sorunca; Hekimbaşı “Padişahım ıslah olunmuş, zararı gitmiş afyon özüdür” cevabını verir.

Çok sinirlenen padişah: “Eğer zararı gitmiş ise, hepsini ye de görelim” emrini verir.

Emir Çelebi birkaç küçük parça yuttuktan sonra: “Bu kadar yeter Padişahım! Kuluna yazıktır… Bu hokkanın içindeki panzehir bile olsa hepsi yenmez” diye yalvarır.

Fakat onun yalvarışları padişahı hiç etkilemez ve hokkanın içindeki afyonun hepsini Emir Çelebi’ye yedirir. Ardından da zorla üç oyun oynatır.

Emir Çelebi en sonunda satranç tahtasının önüne düşüp bayılır. Kendisini tedavi etmek isteyenlere de izin vermez ve “Bana artık ilaç gerekmez. Silahdar gibi kuvvetli bir düşman varken yaşamaktansa, ölmek daha hayırlıdır” der. Ardından buzlu bir şerbet ister. Sunulan şerbeti içtikten sonra da ölür.

 

Barış Özkök’ün bu yazısı 16 Eylül 2007 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın