Türkiye’ye gelen yabancı illüzyonistler

Bu yazıda 19. ve 20. yüzyıllarda yurt dışından ülkemize gelen ünlü illüzyonistlerin bazılarından söz edeceğim.

Başrollerini Edward Norton, Paul Giamatti ve Jessica Biel’in oynadığı 2006 yapimi İllüzyonist filminden bir sahne

Türkler İstanbul’u aldığında Ayasofya Meydanı’ndan başlayıp Edirnekapı’ya kadar devam eden “Mese” adlı bir cadde vardı. Bu caddenin iki tarafı da revaklarla örtülüydü. Bunlar, zamanla harap olup kayboldu. Yaklaşık 150 yıl öncesine kadar, Vezneciler ile Şehzade camii arasındakiler hala yerlerinde durduğu için buraya “Direklerarası” denirdi. Burası özellikle Ramazan aylarında İstanbul’un en parlak eğlence yeriydi.

Direklerarası’ndaki eğlencelerden söz edince hokkabazları da unutmamak gerekir. Türkler’de hokkabazlık sanatının geçmişi oldukça eskilere gider. Fakat zamanla bize özgü hokkabazlık, yerini Avrupa tarzı hokkabazlığa bırakmıştır. Bu yazıda 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yurt dışından ülkemize gelen ünlü illüzyonistlerin bazılarından söz edeceğim.

Türkiye’ye gelen ilk ilüzyonist Amerikalı Jacob Philadelphia’dır. Philadelphia’nın 1735 – 1795 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. Onun hakkında elimizde çok az bilgi vardır. Julius Friedrich Sachse, 1907’de bu illüzyonist hakkında kısa bir kitap yazmıştır. Bu kitap dışında Jacob Philadelphia hakkında bilgi bulmak imkansız gibidir. Philadelphia Türkiye’ye geldiğinde padişahın huzurunda da gösteriler yapmıştır.

1750’li yıllarda Joseph Pinetti Türkiye’ye gelmiştir. Bu ilüzyonist hakkında iki efsana vardır. Birinci hikayede Pinetti, Rus çarına bir gösteri yapacaktır. Bu temsilin saat yedide başlaması gerekir ama sanatçı bir saat geç gelir. Pinetti salona girdiğinde seyircilerin saatleri yediyi göstermektedir. Sonra birden hepsi normal zamanı, yani sekizi göstermeye başlar. İkinci efsaneye göre de Pinetti Rusya’dan ayrılırken St. Petersburg’un bütün kapılarından aynı zamanda çıkmıştır. Bu iki efsanenin de Rusya’da değil Türkiye’de gerçekleştiğini iddia edenler vardır.

Torinolu Bartolommeo Bosco (1790 – 1863) isimli illüzyonist İstanbul’da bir tiyatro binası kurmuştu. 9 Ağustos 1840’da İstiklal Caddesi üzerinde Galatasaray Lisesi’nin karşısında açılan bu tiyatroda opera, tiyatro, bale ve çeşitli gösteriler düzenlenmiş. Tiyatro 1870’de çıkan bir yangın sonucu kullanılamaz hale gelmiş.

1846’da İstanbul’a iki illüzyonist gelir. Bunlardan biri Fransız Debraine, diğeri de Baron’dur. 1850’de Baron bir gün ortadan kayboluverir. Polis günlerce onu arar ama bir türlü izine ulaşamaz. İki hafta kadar sonra Baron’un cesedi odasında bulunur. Baron kapıya çakılmıştır, kafası da gövdesinden kopartılarak yere bırakılmıştır. Baron’u kimin öldürdüğü hiçbir zaman öğrenilemez.

1854’te Macar illüzyonist Profesör Velle İstanbul’a gelir. Velle’nin oyunları arasında konuşan kesik bir kafa da vardır.

Romanyalı George Melides Türkiye’yi dört defa ziyaret eden bir illüzyonisttir. İlk olarak 1865’te gelmiş ve padişaha bir temsil vermiştir. Melides daha sonra 1890, 1896 ve 1900 yıllarından Türkiye’ye gelir. Üçüncü gelişinde oyunlarını Tepebebaşı Tiyatrosu’nda sergiler. Bu gösterisinde bir değnek vuruşu ile yılanlar, iskeletler çıkarmış. Fener’de Mnemossini tiyatrosundaki gösterisinde de bir adamın kafasını kesmiştir.

1869’da Çin İmparatorunun sanatçılarınan Ling-look İstanbul’a gelir. Ling-look yaptığı gösteride ateşte kızdırılmış 95 santim uzunluğundaki kılıcı yutar. Dişleriyle demir kırar. Ling-look ayrıca yuttuğu kılıcın ateşte kızdırılmamış olduğunu ispatlayana büyük bir para ödülü vereceğini de söyler.

1877’de İstanbul’a Eptein adında bir illüzyonist gelir. Eptein’in 19 Kasım’daki gösterisi hayatına malolur. Bu oyunda seyircilerden biri illüzyoniste ateş edecek, Eptein de bu kurşunu ağzıyla yakalayacaktır. Gösteri sırasında bir terslik olur;  silaha gerçek mermi konur ve Eptein ağzından vurularak ölür.

1889’da Milano’dan Profesör Robert gelir. Taksim bahçesinde seyircilerin sakladığı bir toplu iğneyi bulur. Ayrıca seyircileri hipnotize ederek havanın Kuzey Kutbu’ndaki kadar soğuk olduğuna inanmalarını sağlar.

1890’da ülkemize gelen Profesör Becker’ın yanında dokuz tane Rus kadın da vardır. Bu illüzyonist kadınları havada tutuyor, şapkadan kız çıkartıyor, bir kadını yakıp iskelet haline getiriyordu. Ayrıca canlı bir atı seyircilerin gözleri önünde yok ediyordu.

İstanbul’a sadece Avrupa’dan illüzyonisytler gelmedi. İran’dan da Hasan Han ve Mehmed İsmail Efendi gibi önemli isimlerin  aralarında bulunduğu çeşitli sanatçılar gelmiştir.

(Bu yazıyı yazarken en önemli kaynağım Metin And’ın 1967’de bir dergide yayımlanan yazısı oldu.)

Barış Özkök’ün bu yazısı 30 Eylül 2007 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayımlandı.

Share Button

Bu konuda görüşlerinizi yazın